Posts Tagged ‘kapatma davası’

‘Malumun ilanı’nın görüşmesi mi?

// Haziran 11th, 2008 // No Comments » // Haber

Kameralar kapatıldı, komuta kademesi boşaltıldı. Paksüt ile Orgeneral Başbuğ başörtüsü başvurusundan sonra, kapatma davasından önce gizlice buluştu.

Osman Paksüt, özel davetli olarak 4 Mart 2008 günü saat 17.00’de 06 LLU 81 plakalı mavi siyah Mercedes ile geldiği Kara Kuvvetleri Komutanlığı’da bir saat 15 dakika süreyle Org. Başbuğ ile baş başa görüştü.

Görüşmenin zamanlaması ve karargahta alınan olağanüstü tedbirler, görüşmenin kamuoyundan gizlendiği yorumlarına neden oldu.

GÖRÜŞMENİN AYRINTILARI

Anayasa Mahkemesi üyesi ve Başkanvekili Osman Paksüt, özel davetli olarak 4 Mart 2008 tarihinde saat 17.00’de 06 LLU 81 plakalı Mercedes marka araçla Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na giriş yaptı. Başbuğ-Paksüt görüşmesi bir saat 15 dakika sürdü.

KAMERALAR KAPATILDI

Başörtüsü düzenlemesi için CHP tarafından açılan iptal davasından 7 gün sonraya, AK Parti’nin kapatma davasının açıklanmasından ise 13 gün önceye denk gelen görüşmenin gizliliği için olağanüstü önlem alındı. Komuta katı tamamen boşaltıldı. Paksüt’ün komutanlığa giriş ve çıkışı sırasında Org. Başbuğ’un emriyle tüm güvenlik kameraları kapatıldı.

ZİYARET GİZLENDİ

Görüşmenin Anayasa Mahkemesi’nde alınacak kritik kararlar öncesinde gerçekleştirilmesi ve ve güvenlik kameralarına karartma uygulanması, komuta katının boşaltılması, görüşmenin kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığı izlenimine yol açtı.

“KARAR MALUMUN İLANIDIR” DENMİŞTİ

Anayasa Mahkemesi’nin geçtiğimiz günlerde aldığı başörtüsü kararının ardından Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, yaptığı açıklamada karar için ‘Karar malumun ilanıdır’ ifadesini kullanmıştı.

İZLEME İDDİASININ NEDENİ BU GÖRÜŞME Mİ?

Taraf’ın haberine göre; Paksüt-Başbuğ görüşmesi, askeri kanatta olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında da gerginlik yarattı.

Osman Paksüt 13 Mayıs 2008’de Ankara Tenis Kulubü’ne giderken, emniyete ait iki araç tarafından izlendiğini söylemiş, Emniyet ise bu iddiayı reddetmiş, “İzlesek bizi göremezdiniz” savunması yaparak, söz konusu araçların başka bir görev yaptığını öne sürmüştü. Olay yankı yaratırken Paksüt daha sonra sessiz kalmayı tercih etti.

Paksüt’ün “İzleniyorum” iddiasının arkasında, Başbuğ’la yaptığı görüşmenin açığa çıkması ihtimalinden duyduğu tedirginlik olduğu iddia ediliyor.

TARAF

AKP Yürekli Olsa CHP’yi Kapattırır – [Sezai Karakoç]

// Haziran 3rd, 2008 // No Comments » // İktibas

Ünlü düşünür, şair ve Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç, partisinin son haftalık toplantısını gerçekleştirdi. Haftalık olarak devam eden toplantılar bundan sonra aylık olarak gerçekleşecek. Konuşmasına, AK Parti’ye açılan kapatma davası ile başlayan YDP Genel Başkanı, kapatma davası karşısında AK Parti’yi korkak bir tavır sergilediği için eleştirdi. Karakoç, açılan davanın ne anlam taşıdığını Türk siyasi tarihine damga vurmuş, “2. Abdülhamit’ten günümüze kadar” gerçekleşen darbelerin analizini yaparak açıkladı.

KAPATMA DAVASI İLE 28 ŞUBAT BENZERLİĞİ

AK Parti’yi “legal” kabul etmemekle, “yani siz seçimle iktidar oldunuz, Meclis Başkanlığı sizde, Cumhurbaşkanını siz belirlediniz ama buraları hak etmiyorsunuz. Zihniyetiniz yasalara aykırı yani meşru değilsiniz” demek isteniyor. Ama bu ilk kez olmadı. Bundan evvel 28 Şubat’ta da aynı olay cereyan etti. Bir takım güçler baskı yaptı; “çekilin” dedi. O zamanın Başbakanı’nı istifa ettirdiler. Her ne kadar “ben her hangi bir baskı altında kalmadan istifa ettim” diyorsa da, buna 70 milyondan inanan tek kişi dahi yoktur, kendisi dahil.

İSLAMCI AYDINLARA VE JÖN TÜRKLERE SERT ELEŞTİRİ

Meşru bir yolla devletin başında yer alan Abdulhamid, Avrupa’da eğitim almış aydın takımı Jön Türkler ve örgütlendikleri oluşum İttihat Terakki tarafından “Kızılsultan” diyerek, askeriyenin içine de sızılıp” darbeyle alaşağı edildi. Sonraki yıllarda da Türk siyasi hayatına yön veren Jön Türkler bugünkü siyasi sisteminin temellerini atmış oldu. Osmanlı kötüye gidiyordu. Bu kötüye gidişe dur denilmeliydi ama bunu yapacak olanlar Jön Türkler değil yine Osmanlı’nın Müslüman, iyi niyetli, idealist aydınları olmalıydı. Ancak fırsattan istifade eden Jön Türkler ve onların uzantısı İttihatçılar oldu. Daha sonra toplumun düştüğü felaket onları da yok etti.

“27 MAYIS DARBESİ’NDEN DEMOKRAT PARTİ’DE SORUMLU”

1946’da aslında çok partili hayata geçilmedi. İktidarda olan İttihat Terakki uzantılarının, diğer uzantılara (DP) muhalefet hakkı tanıdı. Ancak daha sonra muhalefet iktidara çok sert yüklenince CHP de yaptığına pişman oldu. İktidar, asıl muhalefet hakkı olanlara bu hakkı tanımadı. Tabi onlar da henüz hazır değildi. Çok partili hayata “lafta” geçildi. Çünkü siyasi partiler kanununda hiçbir değişiklik yapılmadı. Demokrat Parti adeta görevlendirildi. O zamanki tabirle “danışıklı dövüşle kurulan parti” deniyordu DP için. Sonra CHP, muhalefete dayanamadı ve seçime gidildi. 1946’nın tersine 1950’de seçim gizli oy kullanma yöntemiyle yapıldı ve Demokrat Parti tek başına iktidar oldu. CHP’nin yerine DP geçti ancak oda eski alışkanlıklarına devam etti. DP de başka muhalif partilere fırsat vermedi. Anayasa’yı değiştirmedi. Sadece CHP’ye muhalefet hakkı verdi. CHP ne yaptı? Daha iktidarın ilk yılında muhalefeti “illegal” boyutlara götürdü. Yıkıcı muhalefete başladı, yapıcı muhalefete değil. Bütün sokaklarda mitingler yaptırdı. Yani bununla demek istedi ki “sen illegalsin.” Aslında ikisi de ittihatçıların devamı olduğu için illegaldi. Eğer gerçek bir Anayasa olsaydı ne CHP ne DP parti kuramazdı. DP içinde Menderes ve bazı arkadaşlarının ayrı tutulabiliriz. Menderes ve arkadaşları iyi niyetli olabilir, ancak onlar daha çok maddi olarak kalkınmayı amaçlayarak, manevi cepheyi ihmal ettiler. O dönemde Menderes bir takım dini içerikli konuşmalar yapması manevi olarak kalkınmayı sağladığı anlamına gelmez. Ancak o döneme kadar millet yasaklar ve baskılar yüzünden o kadar bunalmıştır ki Menderes’in “bu millet Müslümandır” demesi bile tarihe geçecek bir sözdür. O dönemde bugünkü gibi yüzlerce dernek yoktu. Milliyetçi bir grup dernek kurmuş ve şubeleri çoğalmıştı. Menderes’e geldiler, “bunların parti kurması bir dilekçeye bakar. O zaman sen zor durumda kalırsın” dediler. Bunun üzerine o derneği kapattılar’. DP başka oluşumlara da muhalefet hakkı vermemesi nedeniyle sadece CHP ile karşı karşıya kaldı. Eğer DP başka oluşumlara da muhalefet hakkı verseydi başkaları da illegal yollara başvuramazdı. 27 Mayıs darbesi için ortamı hazırlayan yine bizzat DP’nin kendisidir. Eğer Demokrat Parti Anayasa’yı değiştirse, millete muhalefet hakkı tanısaydı, CHP tek kalmayacak, gizli örgütler kurarak toplumu germeyecek ve darbe ortamını hazırlayamayacaktı. Ama DP eski alışkanlıklarına devam ederek, CHP gibi davrandı sonuçta illegal bir şekilde Abdülhamit’e yaptıkları gibi Menderes’i de devirdiler .

CHP “FAŞİST”, MSP VE MÇP “MÜSADELİ” PARTİLER

27 Mayıs darbesinin ardından Sol’a geniş bir serbestlik tanındı, bunun sebebin ise darbenin yapılmasında yardımcı olmalarıydı. Sol’un darbedeki yardımları karşılıksız kalmadı ve koministlerin parti kurmalarına izin verildi. İşçi Partisi ilk o dönemde kuruldu. Hatta CHP bile kendini sol olarak tanımladı. İnönü o dönem de kendilerinin ortanın solunu temsil ettiğini açıkladı. Halbuki, CHP solcu bir parti miydi? Hayır. Sağcı bir parti miydi? Hayır. CHP faşist bir partiydi. Ancak o dönemde Sağ’a o haklar yine verilmedi. Demokrat Parti çizgisinde olan Adalet Partisi’ne izin verildi ama çok kayıt kuyut altında… Sonra onu da illegal kabul edip, 12 Mart’ta indirdiler. Bütün bunların altında yatan sebep tabanın “legal” kabul edilmeyişidir. Birileri sınırları çiziyor, sana muhalefet hakkı veriyor ama çizgiyi aşman durumunda seni alaşağı ediyor. Aslında sana “hak” vermiyor “müsaade” ediyor. CHP dışında var olan tüm partiler “müsaade partileri”dir, hatta 12 Mart’tan sonra kurulan Milli Selamet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi de müsaade partileriydi. Yoksa bunların anayasada hakları vardı da grupları onun için kuruyor değildi. Mesela 12 Mart’tan öncesi, sırası ve sonrasında ki 1973 seçimlerine kadar biz bir takım düşüncelerden dolayı yargılanıyorduk ağır cezalarda. Ve-l hasıl kelam CHP hiçbir partiyi hiçbir zaman “legal” kabul etmemiştir. Çünkü kendisi “legal” değildir. Kendisi “legal” olmayan bir parti başkasını “legal” olarak kabul etmez.”

“TÜM PARTİLER İTTİHATÇI UZANTISINDAN DOĞDU”

Türkiye’de yaşanan askeri darbeler sonrasında tekrar partilerin kurulmasının sebebi dışarıya demokratik bir düzen görüntüsü çizmekti. Darbecilerin o demokratik çizgiye dönerken en çok dikkat ettikleri nokta, Abdülhamit döneminde ortaya çıkıp devleti düzeltmeye mecbur olacak olan İslamcı aydın kadronun doğmasına, parti kurmasına ve iktidar için mücadele etmesine müsaade etmemektir. Bugünde edilmemiştir. İstedikleri an istemedikleri bir partiyi kapatabilirler. Çünkü bu apaçık yazmamışlardır. Anayasa’ya yazılması lazım. İslamcı görüşe dayalı parti kurulu şeklinde bir ifade yazmamışlar. İlle de yazılması gerekmiyor. Ancak koydukları yasaklar böyle bir parti kurmaya imkan vermemektedir. Anayasa toplumun vicdanına aykırı hükümler ihtiva etmektedir. Türkiye’deki hiçbir parti milletin bağrından doğmamıştır. Milletin bağrından doğan tek parti Yüce Diriliş Partisi’dir. CHP- İttihat Terakki Partisi, DP-CHP, AP-DP, DYP- AP, DSP-CHP, ANAP dördünden doğmuştur. Milli Nizam Partisi de Adalet Partisi’nden çıkmıştır. 6 milletvekili ortaya çıkarak bir parti kurdu. Milliyetçi Çalışma Partisi’de diğerlerinden doğmuştur. MSP-MNP, RP-MSP, FP-RP, AK Parti ve SP de FP’den doğmuştur. Yani hiçbiri milletten doğmamıştır. Nereden çıktıklarına bakarsanız gider Adalet Partisi’nden çıktığını görürsünüz. Nitekim sonu da Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Yani geldiği yere döndü. Çiller’in adamları gelirdi not tutardı yanımızda. Bir ay geçmeden, bir gün Çiller çıktı, “milletin bağrından doğduk biz” dedi. Milletin bağrından doğan aslında biziz ama büyüyemiyoruz, gelişemiyoruz. Neden? Çünkü, bu milletin bağrından doğmayıp İttihat ve Terakki’den doğan partiler ile onlardan doğanlar, bu milletin bağrından doğan partiye izin vermiyor.”

“AK PARTİ YÜREKLİ OLSA CHP’YE KAPATMA DAVASI AÇARDI”

İktidar partisine açılmış bir kapatma davası var. AK Parti ne yapmalıydı? İsyan mı? Hayır! Erdoğan, çıkıp istifa edebilirdi. Ben olsam konuşur, gerçeği söylerim. Ondan sonra ne olursa olur. Ama onlarda onu söyleme cesareti, yürekliliği yoktur. Ülkenin ihtiyacı olan milletin bağrından çıkan partilerdir. Bu biz oluruz, başkası olur ama böyle partilerin çoğalması ve direnmesi gerekir. İşte o zaman legal – illegal ortaya çıkar. Bana kimse çıkıp da illegalsin diyemez. Bunu dedikleri zaman onlara haddini bildiririm. Ama bunu yapamıyor hiçbiri. AK Parti’de bir parça kendine güven olsa, hazırlar bir dosya CHP’nin kuruluşundan bugüne hiçbir zaman legal davranmadığını ve bu sebeple Anayasa Mahkemesi’nden CHP’nin kapatılmasını istemesi lazım. Bunu istemeye kanunen hakkı da vardır. Siyasi Partiler Kanunu’na göre bir partinin yasalara aykırı hareket ettiğini ileri sürerek o partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açabilirsin.

SÖZDE İSLAMCI PARTİLER ASIL İSLAMCI AYDINLARI ENGELLEDİ

Fikren, zihnen ve kültürel olarak asgari düzeyde bir altyapıya sahip olmayan milliyetçi ve sözde İslamcı bir grup sistemin “müsaadesi” ile partiler kurdular. Aslında kendileri İslamcı olmayan partilerden doğdukları halde “İslamcılık” iddiasıyla bir parti kuranlar, asıl İslamcı aydın kadronun kurması gereken İslami partinin önünü tıkıyor.

FP’NİN “TASFİYE”Sİ İÇİN AK PARTİ “TERCİH” EDİLDİ

Fazilet Partisi’nin bölündüğü dönem, öbürünü tasfiye etmek için şu anki iktidar partisi “tercih” edildi. Günü gelince de kendisine tasfiye yolu görünmüştür. Mesele “sahte ile hakiki” farkıdır. Sahte pragmatist ve opürtinisttir. Kolaylıkla anlaşır karşı tarafla. Her tavizi verir. Sonunda da gerekirse çekip gider. Çünkü gereken menfaati sağlamıştır. Artık daha ötesi olmuyorsa, bırakması da kolaydır. Fakat hakiki harekete girmek isteyenler önce bir temel hazırlamak isterler. İleriyi görüp, gelmişken memleketin hizmetinde bir yerde kesinti olmasın diye önce temeli sağlam atmak isterler. Sonrasında düşüncelerini geliştirirler, plan-program yaparlar ve taviz vermezler. Onun için onların kurulması, yerleşmesi çok zordur. Fakat öbürleri çabucak kurulurlar. Birden gelişirler saman alevi gibi sonra birden de sönüp giderler. Yüz yıldır biz bunu yaşıyoruz. Bu gidişle de daha da yaşayacağız. Ama nasıl Osmanlı İmparatorluğu’nun düzelmesi bir türlü uzamayınca parçalandı ve yok oldu; aynı şekilde bir kötü durum toplumda yaşayamaz. Yaşarsa o toplum birden bire çöker. Şimdi yüzyıldır bizim yaşadığımız bu durum giderek hayati bir noktaya gelmiştir. Daha da sürecek hali kalmamıştır.

“AK PARTİ NE YAŞIYORSA KÖKSÜZLÜĞÜNDEN YAŞIYOR”

Türkiye’de kurulan partilerin tümünün İttihatçıların uzantılarından doğdu. AK Parti’den ayrılarak kurulacak bir parti de gerçek bir İslamcı parti olamayacaktır. Çünkü halktan doğmamışlardır. Nereden doğduklarını biliyoruz. Bugün içinde bulundukları durum da “köksüz” lüklerindendir. Eğer köklü olsalar, milletin desteği arkalarında ve olabilecek en büyük çoğunluktalar, kadroları var, maddi imkanları var, Şimdiye kadar olmayan bir medya desteği var. Bir şekilde kendilerine bağlı medya kurdular. Yakında bunun da meşruluğunu tartışacaklar. Meşru kelimesi şeriattan gelir. Şeriat kelimesi ortadan kaldırıldı. Meşru kelimesi kullanılmaya devam etti. Ancak “meşru”nun muhtevası değişti. Şimdi meşru kelimesi Anayasa’ya uygunluk olarak geçiyor. Anayasa’ya uygunluk da o kadar kaypak ve genel bir kelime ki, orada adı geçen ilkelerden biri olan laiklik ilkesi 1937’de bir tek kelime olarak girmiş, şimdi ise Anayasa’nın her tarafı dolu. Anavatanı Fransa’nın Anayasası’nda, laiklik kelimesi bir defa geçiyormuş.

“MÜSLÜMANLAR İÇİN ASIL ALDATICI OLAN HAK SURETİNDE GÖRÜNENLER”

Batıl her zaman yanlıştır ve bu bir gün ortaya çıkar. Asıl aldatıcı olanın ittihatçıların uzantısı olan oluşumlardan doğan partilerin, en sonuncusunun çıkıp “ben İslamcıyım” der, hak suretinde görünürse o zaman Müslümanlar aldanır. Millet, kendi içinden bir partinin çıkması engellendiği için “Ehven-i Şer” olanı tercih etmiştir. Millete bir kabahat bulamayız. Ama aydınları şahsen sorumlu görüyorum. Onlar ortaya çıkıp “ikinizde sahtesiniz” diyebilirlerdi. Bir tiyatro sahnesi gibi siyaset sahnesi. Biri hak rolünde, biri zıddı rolde. İkisi birbirini suçlar. Sonunda perde kapanır. Sonra yeniden perde aralanır. Aynı oyun oynanır. Bizde millet olarak seyrediriz. Birilerinin çıkıp ikinizde sahtesiniz diyebilmeliydi. Muhalefet, asıl muhalefet görevini yapmıyor. İktidar da bir gün gideceğinin hissiyle görevini tam anlamıyla yerine getirmiyor. Bunun sebebi ise doğuştan “legal” olmamalıdır.

KAPALI KAPILAR ARDINDA PAZARLIK

Bir gün aydın kadroların kuracağı bir partinin iktidar olması durumunda bütün partiler lağvedilip, yeni bir anayasa düzenlenmesi gerekir. Bu gidişle bir yere varılamaz. Yüce Diriliş Partisi’nin şu an iktidar partilerince önemsenmeyip dikkate almıyorlar ama bir gün gelişip, büyüdüklerinde bizi susturmaya çalışacaklar. AK Parti kamuoyu önünde hesap verip, kendini aklaması gerek. Ama iktidar partisi kapalı kapılar ardında bir takım pazarlıklar içinde. Büyümek sayıca olmamalı. İçi dolmalı. Fikirler zenginleştirmeli. Kanun çerçevesinde, kurum ve kuruluşlarla dolmalı ki bizi suçlamaya kalkıştıkları zaman karşılarına çıkıp kendimizi müdafaa edebilmeliyiz. Asıl önemli olan kamuoyu önünde ithama cevap vermektir. Bugün AK Parti kamuoyu önünde çıkıp hesaplaştı mı? Hayır. Mahkeme devam ediyor. Kendini savunacak tabiî ki. Ama birde kamuoyu önünde hesaplaşmak gerekir. Ancak susuyorlar. Çünkü kapalı kapılar adından bir takım pazarlıklar yapılıyor. O pazarlıklar bitmediği için kamuoyu önünde de bir açıklama yapmıyorlar. Halbuki aslolan milletten oy aldın, milletin iktidarısın önce millete hesap vermen gerekir.

MHP VE MSP’YE İTTİHATÇILARLA İŞBİRLİĞİ SUÇLAMASI

Bizim yapacağımız şey aydınların yapması gereken şey “çünkü millet her şeye rağmen gerçek aydının arkasında ve sağduyuludur. Fakat ona ulaşmak bugün için mümkün olmuyor.” Önce bir araya gelmeli. Fikirleri tespit etmeli. Daha sonra kapıları zorlayıp yasal haklarını koparmaları lazım. Bugün Müslüman aydınların parti kurmaya yasal hakları yok ancak fiili bir durum var. Kurulan bazı partiler kendilerini İslamcı parti olarak millete söylüyor. Aydın kadrolar bir araya gelip haklarını aramadıkça, millete bu haklarının olduğunu anlatmadıkça bir yere varamayız. Bunun için çalışmalıyız, kendimizi anlatmalıyız. Birden bire ortaya çıkıp geçici olarak İslamcı görünenlere kuşkuyla bakmalıyız. Çünkü böyle bir hak yok. Demek ki birilerinden bu hakkı alıyorlar. Seçime girmelerine bir şey demiyorlar. Sonrasında sınırı geçtiğini ya da işine yaramayacaklarını düşünüp kapatıyorlar. Mesela Milli Selamet Partisi, CHP’ye destek oldu ve CHP iktidar oldu. Yoksa Ecevit’in hiçbir zaman iktidar olacak hali yoktu. Daha sonra Ecevit’in ikinci kez iktidara gelişi de MHP sayesinde oldu. Bunlardan hiçbiri milletten aldıkları oyla gelebilmiş değiller. Bu desteği yapmalarına Milli Selamet’in hakkı var mıydı. Yoktu. Kimseye danıştı mı? Hayır. Bütün bunlar gösteriyor ki İslam adına, Milliyetçilik adına ortaya çıkan partilerin hiç biri halkın vicdanına dayanmıyor. Çünkü halkın vicdanı İttihatçıları ve onların uzantısı olanları asla kabul etmemiştir. Kimse bugün Sultan Abdulhamit’i deviren İttihatçıları rahmetle anmıyor. Onların uzantısı olmak, onların uzantılarıyla işbirliği yapmak, aynı sorumluluğu omuzlamak demektir. Mesele Abdülhamit meselesi değildir. Mesele bu milletin sahip olduğu devleti yıkmaktır. Sen gidip nasıl ittihatçı uzantılarıyla ortaklık yaparsın. Sen bunlara nasıl arka çıkar veya bunları kabul edebilirsin.

“AK PARTİ KAPATILSA NE OLUR, KAPATILMASA NE OLUR!”

Herkes soruyor “bu parti kapanır mı?” diye. Kapansa ne olur, kapanmasa ne olur? Şu an manen kapanmıştır zaten. Bitmiştir çünkü. Ruhunun olmadığı ortaya çıkmıştır. Böyle bir parti iktidarda kalsa ne olacak kalmasa ne olacak? Efendim o olmasa CHP gelir. Hayır gelemez. CHP her geldiğinde millet onu yere vurmuştur. Böyle partileri bizim olarak görmemize imkan yoktur. Biz kendi partimizi kurmalıyız. Şerh’en kurmuş bulunuyoruz ama “kurmak” demek içini doldurmak anlamına gelir. Aydınlar gelecek, dolduracak. Millet de arkasında duracak. Yeterki biz gerçekten layık olalım. Kendi çıkarlarımız için değil, milletin geleceği için çalışalım. Bunun için örnek olalım. Bunu yapamazsak daha umutsuz günler gelecektir. Biz görevimizi yapıyoruz. Bugün Anadolu’ya gidecek arkadaşlar duyursunlar, anlatsınlar. Her memlekette bir çalışma yapmak, meşale yakmamız lazım. Bizde bu konuşmaları ayda bire indirip daha çok Anadolu’ya yönelik konuşmalar yapmalıyız. Anadolu’dan davetler alıyorum. Ama ne için? Anadolu beni bağrına basmak istiyor. Beni görmek istiyor. Her tarafa gelmemi istiyor ama gidip konuşmalar yaparak, siyasetin dışında davranmak ve ikinci, üçüncü defa gittiğimde de Anadolu’ya bu konuları açmak için benim ömrüm buna yeter mi bilmiyorum. Onun için ben, daha direkt istiyorum. Anadolu aydını görevini yapmıyor. Kim bunlar? Öğretmen, imam, mühendis vs.vs. Millet oy vereceği zaman, aydınına danışır. Ama aydınlar görevini yapmadığı için millet neye bakıyor? Sözde kuvvete. Kuvvet dedikleri üç şeydir: Para, kaba kuvvet, kalabalıklık. Halbuki bunların hepsi boştur. Sizin paranız ne kadar çok olursa olsun, sizden çok daha parası olanlar vardır. Sizin ne kadar kalabalığınız olursa olsun sizden daha çok kalabalığı olanlar vardır. Sizin kaba kuvvetiniz ne kadar güçlü olursa olsun, sizden bileği güçlü olanlar vardır. Onun için temel güç, “hakikat”tır. Hatta bunun bir hikayesi vardır, “Şeyh Şamil 20 yıl Rus kuvvetleriyle savaştı. Ruslar başa çıkamayınca kuvvetlerinin sayılarını arttırmıştı. En son da dört yüz bine çıktı sayı. Şeyh Şamil’in kuvvetlerinin sayısı ise dört yüzdü. Bir gün bir haber geliyor ki, “bazı kabileler, bir kısım insanların Ruslara gönülleri kaymış. Ruslar altın saçıyor tabi. Bunu duyan Şeyh Şamil bütün kabilelere, boyları toplantıya çağrıyor. Onların mübarek kabul ettikleri bir dağ var. Toplantıyı orada yapacağını bildiriyor. Herkes geliyor. O dağda da volkanik bir göl var. Şeyh Şamil büyük bir sandık çıkarıyor ve “işittim ki bazıları Rus altınına tamah ediyor. Altın istiyor. Bakın bu bizim hazinemiz. İçi altın dolu ama tek hazinemiz bu.” Emir veriyor adamlarına, “atın o altınları da o kuyuya.” Çıkarılması mümkün olmayan bir göl. Sonra diyor ki, “şimdi altın isteyen varsa, gitsin onu o gölün içinden çıkarsın, onun olsun” diyor. Ve dağılıyorlar. Burada anlatılmak istenen şu: zannetmeyin ki biz altın içinde yaşıyoruz. Biz Ruslarla mücadele ediyorsak, Allah’a iman ettiğimiz için, esir olmamak için diyor ve bıçak gibi kesiliyor Ruslara kaymalar. Hatta Ruslar o kadar zora giriyor ki ormanları bile kesiyor. Çünkü Çeçenler ormanları öyle kullanıyor ki, adeta ağaçların üstünde koşuyor. Ormandan geçen Rusların tepelerine pat indiriyorlar. Bununla başa çıkamadıkları için bütün ormanları yaktırmıştır bir Rus generali. Bunları da bilmemiz ibret açısından gereklidir. Şeyh Şamil’i yaşatan onun hazinesi değil, onun imanı, inancıdır. Bizlerin de maddi gücü, kalabalığımız olmayabilir. Ama eğer haklıysak, doğruysak buna inanıyorsak direnmemiz güvenmemiz lazım. Bilhassa aydınlarımızın halka anlatması lazım. 50 yıldır birde buna bakalım diyerek harekete geçmiyoruz. Ne yapmalıyız? İsyan mı? Hayır. İllegal hareketler mi? Hayır. Bize yakışmaz da zaten. Gizli örgütler felan filan, Müslümanların yapmaması gereken şeylerdir. Biz açıkça fikirlerimizi söyleriz. Kanunların müsaade ettiği kuruluşları kurarız. Giderek anlatırız. Olmayan haklarımız var. Uzun ve sabırlı bir şekilde anlatmamız lazım. Bir kerede olmuyor diye, bir takım sokak hareketlerine girmemiz, illegal yöntemlere başvurmamız fayda getirmez. Biz Şeyh Şamil gibi apaçık kendi vatanımız ve milletimiz için giderek büyüyerek ve güçlenerek, fikrende hepsinden güçlü olarak çalışmaya başlamalıyız. Sabretmeliyiz. Birimiz bir yerden bırakırsak, öbürümüz devam etmelidir.”

Time Türk / Haber Merkezi

AKP “Kapatma Davası” İle İlgili İlginç Bağlantı

// Mayıs 26th, 2008 // No Comments » // Analiz

Kapatma iddianamesinin iki temel dayanağı var: Bunlardan birincisi, Anayasa’nın 10′uncu ve 42′nci maddelerinin Meclis tarafından değiştirilmesi.

Her ne kadar o iki madde AKP, MHP ve DTP’li milletvekillerinin toplam 411 oyuyla değiştirilmiş olsa da… Yargıtay Başsavcısı diğer partileri ve Meclis iradesini es geçiyor ve olayı AKP’nin üzerine yıkıyor; “Üniversitede türbana serbestlik sağlayarak laikliğe aykırı davrandılar” diyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM) önce bu davaya bakacak. AYM, Anayasa değişikliklerini ancak ‘ şekilsel’ olarak denetleyebiliyor. Yani, yeterli oyu almış mı, imzası, mührü tamam mı; ona bakıyor.

Normal şartlarda, CHP’nin başvurusunu reddetmesi, ” Biz bunu ‘ içerik ‘ açısından inceleyemeyiz çünkü böyle bir yetkimiz yok ” demesi gerekiyor. Zaten raportörün de yorumu bu.

AYM bunu dediği anda, kapatma iddianamesinin en önemli iki dayanağından biri anlamsız hale gelecek.

Yargıtay bildirisi işte bunu engellemeye çalışıyor: Satır arasında, AYM’nin yetkilerini aşarak, 10 ve 42′nci maddeleri iptal etmesini istiyor.

Şunu da unutmayalım: Yargıtay’daki 32 Daire Başkanı, bu bildiriye imza atarak, Yargıtay Başsavcısı’nın hazırladığı iddianamenin arkasında olduklarını ortaya koydu. Yani AKP’nin kapatılmasını istediklerini apaçık gösterdiler.

Gelelim ikinci önemli dayanağa: 17 Mayıs 2006′da Alparslan Arslan, Danıştay’a saldırdı. Üyelerden Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürdü.

Hemen Arslan’ın, İslamcı bir militan olduğu söylendi. Saldırı ” Türkiye’nin 11 Eylül’ü ” ilan edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, saldırının laikliğe karşı yapıldığını ilan etti. Bu şekilde kışkırtılan insanlar Hükümet ve AKP aleyhine gösteriler yaptı.

Halbuki kaçarken yakalanan Arslan’ın, Ergenekon adlı çeteyle ilişkili olduğu ortaya çıktı. ‘ Ulusalcı’ denilen ideolojiye daha yakın bir tetikçiydi.

Alparslan Arslan Davası sürerken, mahkemeye, Ergenekon bağlantısıyla ilgili sürüyle delil sunuldu. Fotoğraf bile vardı.

Ancak Başsavcı, kapatma iddianamesinde bu verileri göz ardı etti. Hükümeti ve AKP’yi, laiklik düşmanlarını cesaretlendirmekle ve böylece Danıştay saldırısına uygun bir atmosfer oluşturmakla suçladı.

Bu arada Arslan Davası’na bakan mahkeme de olayı dar bir çerçevede değerlendirmiş, kararını büyük resme bakmadan vermişti.

Davanın savcıları temyize gitti. Böylece “Danıştay’a Saldırı Davası”, Yargıtay’ın yolunu tuttu.

Vaziyete bakar mısınız: Yayınladığı bildiriyle AKP’nin kapatılmasını arzuladığını gösteren Yargıtay, şimdi de Alparslan Arslan Dosyası’nı ele alıyor:

1) Eğer Ergenekon bağlantısına dikkati çekerek kararı bozarsa, kapatma iddianamesinin ikinci dayanağı da çökmüş olacak.

2) Tersine… Kararı onarsa, bu kez de iddianamedeki ” şeriatçılara atmosfer yaratma ” suçlaması güçlenecek.

Tekrar hatırlatalım: Yargıtay Daire Başkanları, ‘ tarafsız’ olmaları beklenen birer ‘ yargıç’. Ama bu yargıçlar, malum bildiriye imza koyarak, bir ” savcının ” (yani aynı kurumda çalıştıkları Başsavcının) iddianamesine destek verdi!

Soralım: Burada bir ‘ kendi davasına bakma’ durumu yok mu? ” Yargıç kendi davasına bakamaz ” en temel hukuk kaidesidir de; o bakımdan soruyorum.

Dikkati çekelim: Fotoğrafın ortaya çıkışından bunca zaman sonra, tam da dosya Yargıtay’ın önüne gelmişken, “Ergenekon’dan tutuklu Veli Küçük’ün yanındaki kişi Alparslan Arslan değil, bir başkası” diye haberler yapılması sizce tesadüf mü?

Başka sorum yok!

StratejikBoyut

Velev ki kapatıldı: AKP’den geriye ne kalır?

// Nisan 15th, 2008 // No Comments » // Köşe Yazısı

AKP önce bir başbakan, 5 bakan, bir sürü parti üst yöneticisi, grup başkanları ve onlarca milletvekili kaybeder. Geriye ne kalır? Doğrusu geriye pek AKP kalmaz! Bir de şimdilik üzerinde durulmayan bir sürpriz olur.. Gidenler diğer partilerin vekillerini de götürür! İlginç değil mi?

AKP’nin kapatılmasına ilişkin Yargıtay Başsavcısı’nın verdiği iddianame yüksek mahkeme tarafından kabul edildi. Yani AKP artık davalık ve kapatılma riskiyle yüzyüze.

Bu hemen olmayacak. En az 6 aylık en çok 1 yıllık süre var mahkemenin “kalem kırması” için. Hergün yeni olaylar yaşamaya alışkın Türkiye’de o zamana değin neler olur bilinmez.

Bilinen ise AKP’nin kapatılma kararı ile birlikte iddianamede ismi geçen partililere yasak gelirse, iktidar partisinin “A Takımı” artık oyunda olmayacak. Onun yerine yedekler, yani yasak getirilmemiş milletvekilleri ve siyasiler kalacak.

Velev ki yasaklandılar!

İddianame toplam 39 milletvekilinin ismi geçiyor. Daha doğrusu yasaklanmaları isteniyor. Ancak bu milletvekilleri sadece milletvekili değil.

İçlerinde başbakan, 5 bakan, bir eski TBMM başkanı, 2 TBMM komisyon başkanı, 5 parti grup başkanı, bir parti genel sektereteri ve iki genel başkan yardımcısı bulunuyor.

Sözün özü aslında sözün bittiği yer. Bu tablo AKP’nın A Takımı demek. Sade milletvekilleri içinde tecrübeli ve başat illerin vekilleri de var ama onları artık saymıyoruz.

Şu an AKP’nin TBMM’de 340 milletvekili mevcut. Yasak gelirse sayı 301’e düşecek. Bu rakam tek başına iktidar için hala yeterli, kalan milletvekillerinin sayısı da boşalan tüm görev koltuklarını doldurmaya elverişli.

Yeterli ama bu mümkün olmayacak. Siyaset yasağı getirilmesi olası vekillerin vekilliği düştüğünde aslında bu vekillerin de durumu anlamsızlaşabilecek. Dahası, diğer tüm partilerin vekillerinin sayısı da!

Çünkü Anayasa’nın 78’inci maddesi şöyle diyor: “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. ‘Ancak’, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir.”

Yani, aslında diğer partilerin milletvekillerine siyaset yasağı gelmeyecek ama yine de koltukları tehlikeye girecek!

Kapatma davası sonucu yasak getirilirse, siyaset yapamayacak bakanlar ve milletvekilleri:

Recep Tayyip Erdoğan (Başbakan)

Bülent Arınç (TBMM eski Başkanı ve Manisa Milletvekili)

Hüseyin Çelik (Milli Eğitim Bakanı)

Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı)

Mehmet Aydın (Devlet Bakanı)

Hayati Yazıcı (Başbakan Yardımcısı)

Recep Akdağ (Sağlık Bakanı)

MİLLETVEKİLLERİ

Ömer Dinçer (Başbakanlık Eski Müsteşarı ve İstanbul Milletvekili)

Burhan Kuzu (TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili)

Eyüp Fatsa (AKP eski Grup Başkanvekili ve Ordu Milletvekili)

Eyüp Sanay (22. Dönem milletvekili)

Sadullah Ergin (AKP Grup Başkanvekili ve Hatay Milletvekili)

Asım Aykan (Trabzon Milletvekili)

İrfan Gündüz (AKP Eski Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili)

Mehmet Çiçek (Yozgat Milletvekili)

İdris Naim Şahin (AKP Genel Sekreteri ve İstanbul Milletvekili)

Akif Gülle (Amasya Milletvekili)

F.Hüsrev Kutlu (Adıyaman Milletvekili)

Güldal Akşit (Devlet eski Bakanı ve İstanbul Milletvekili)

Abdullah Çalışkan (Kırşehir Milletvekili)

Nihat Ergün (AKP Grup Başkanvekili ve Kocaeli Milletvekili)

Bülent Gedikli (Ankara Milletvekili)

Egemen Bağış (AKP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili)

Sadık Yakut (TBMM eski Başkanvekili ve Kayseri Milletvekili)

Abdurrahman Kurt (Diyarbakır Milletvekili)

Selami Uzun (Sivas Milletvekili)

Nükhet Hotar Göksel (İzmir Milletvekili)

Dengir Mir Mehmet Fırat (AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili)

Zafer Üskül (Mersin Milletvekili)

Hüseyin Tuğcu (Kütahya Milletvekili)

Cemal Öztaylan (Balıkesir Milletvekili)

Hüsnü Tuna (Konya Milletvekili)

Fatma Şahin (Gaziantep Milletvekili)

Muzaffer Gülyurt (Erzurum Milletvekili)

Muhyettin Aksak (Erzurum Milletvekili)

Bekir Bozdağ (AKP Grup Başkanvekili ve Yozgat Milletvekili)

Nurettin Canikli (AKP Grup Başkanvekili ve Giresun Milletvekili)

Mustafa Elitaş (AKP Grup Başkanvekili ve Kayseri Milletvekili)

Cevdet Erdöl (TBMM Sağlık Komisyonu Başkanı ve Trabzon Milletvekili)

Hüseyin Tanrıverdi (Manisa Milletvekili)

iyibilgi 

 

Erdoğan yasaklıyken nasıl Başbakan olur?

// Nisan 15th, 2008 // No Comments » // Köşe Yazısı

Başbakan Erdoğan’a siyasi yasak gelse de milletvekili olabiliyor. Ama bağımsız! Peki bağımsıza ‘hükümet’ kurdurulur mu? Yani Cumhurbaşkanı Gül hükümet kurma görevini verir mi? Vermemek için ‘hani 276’ın derse’, Erdoğan ne yanıt verecek? Bir formül var. Olur mu olur. Sonrasına güler misiniz ağlar mısınız karışmayız.

AKP’ye yönelik kapatma davası, Başbakan Erdoğan’ı siyasi yasak bölgesine iterse, bir partiye üye olamıyor ve o partinin milletvekili-hatta adayı-olamıyor. Ancak bu kesin sınır, Başbakan’ın milletvekili olmasına engel değil.

Zira sistem garip bir incelikle “bağımsız” milletvekili olmasına ses çıkarmıyor. Fakat asıl mesele bu değil. Tayyip Erdoğan bugün isteyeceği bir çok ilden bağımsız milletvekili seçilebilir.

Tilki masum kalır!

AKP kapatılırsa “geride kalan” milletvekillerinin yeni bir parti kurarak siyasete devam etmelerinde, TBMM’ye gelmelilerinde hukuki bir engel yok. Kaldı ki bu yoldaki girişimleri şimdiden izliyor olmalısınız.

AKP, yeni veya yedek bir parti aracılığı ile tatsız bir sonuçla karşılaşmaşa önlem almaya şimdiden çalışıyor. Bu projeksiyona göre durum şöyle oluyor;

Tayyip Erdoğan (eğer yasaklanırsa) bağımsız olarak seçiliyor ve TBMM’ye geliyor, yasaksız AKP’lilerde bir başka partiyle TBMM’ye geliyor. Ama Erdoğan bu partiye giremiyor.

Bu durumda, yani arkasında hükümet kurmak için gerekli sayı olan 276 milletvekili bulunduğunu deklare edemiyor. Cumhurbaşkanı Köşk’e çağırıp, “size hükümet kurma görevini verelim ama 276 nerede” diye sorarsa, “işte şu partiden arkadaşlarımız yeni hükümete güvenoyu vermeye hazır” diyemiyor.

Bu da Başbakan’a kıyağımız olsun!

Peki şu formül işler mi? AKP’liler herhangi bir partiyle TBMM’ye giriyor, Girdikten sonra hepsi ya da hükümet kurmaya yetecek kadarı (276) tanesi partilerinden istifa edip, bağımsız oluyor.

Ardından tek tek imzaları ile Tayyip Erdoğan’a hükümet kurma görevi verilirse, güvenoyu vereceklerini ilan ediyorlar! Böylece Türkiye tarihi bir tarafa, dünya tarihinde ilk kez  tamamen bağımsızlardan oluşan hükümet kuruluyor.

Şaka gibi değil mi? Ama mümkün. Hem de çok. Peki yine de Cumhurbaşkanı Gül hükümet kurma yetkisini vermeyebilir mi? Yetki onda. İsterse vermeyebilir.

Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı döneminde Tansu Çiller’e değil de Mesut Yılmaz’a hükümet kurma yetkisi verildiğini anımsayalım. Yani 28 Şubat süreci!

Abdullah Gül’ün yetkilendirmesini engelleyecek ne gibi politik gelişmeler olur o güne kadar kimbilir?

iyibilgi