Posts Tagged ‘Haber’

Filistin’e YolAçık – Konvoydan Ayrıntılar

// Ocak 7th, 2010 // No Comments » // Haber

Filistin Konvoyu, deniz ve hava yolculuğu hariç 4600 km kara yolculuğu yaparak Gazze’ye girdi. Konvoy Gazze’ye ulaşma yolunda bir çok engelle karşılaştı. Bu engellemenin başını çeken ülke Mısır oldu.Konvoy Ürdün’ün liman şehri Akabe’de Mısır tarafından 5 gün bekletildi. Ürdün’den tekrar Suriye’ye dönerek 6 günlük bir beklemenin ardından Mısır’a geçti. Araçlar gemiyle 25 saatlik bir yolculuktan sonra Ariş limanına geçerken yolcular kiralanan özel uçakla Mısır’a geçebildi. Uçak, Laskiye ile Ariş kenti arasında 3 sefer yaparak 500 yolcuyu Mısır’a ulaştırdı.

Suriye hava yollarına ait uçak ilk seferden sonra arızalanınca Yunanistan’dan bir uçak kiralandı. Saatlerdin Şam havaalanında mahsur kalan yolcular bu uçakla Mısır’a ulaştırıldı.

Filistin Konvoyu henüz Gazze’ye geçmeden tüm dünya kamuoyunun dikkatini çekti. Konvoyda 17 ülkeden 500 insan yer aldı. Bu da konvoy üzerindeki ilginin artmasını sağladı. Konvoydaki en yaşlı isim 71 yaşındaki İsmet Erdemir, en genç isim ise 18 yaşındaki Beyza Nur Karaduman oldu. Konvoya Türkiye’den 7 kadın katıldı.

Konvoy; ambulans, minübüs, TIR, otobüs ve binek arabalar olmak üzere toplam 200 araçtan oluşturuldu. Amerika’dan 47, İngiltere’den 80, Türkiye’den 73 araç katıldı. Türkiye’den katılan araçların tamamı Filistin bayrağının renklerinde giydirildi.

Konvoy 21 günlük bir yolculuk ve beklemenin ardından Gazze’ye girdi. Türkiye’de 4 gün duran konvoy, Suriye’de 8 gün, Ürdün’de 7 gün, Mısır’da 2 gün.

Konvoyun güzergâhı: İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Türkiye (İstanbul, Adapazarı, Ankara, Konya, Adana, Gaziantep), Suriye, Ürdün, Mısır, Gazze (5 Ocak 2009)

Konvoyun kronolojisi şu şekilde:

6 Aralık Londra’dan hareket,

15 Aralık Türkiye’ye giriş,

16 Aralık İstanbul’da basın toplantısı,

17 Aralık Ankara ve Konya,

18 Aralık Adana ve Gaziantep,

19 Aralık Suriye’ye giriş,

21 Aralık Ürdün’e geçiş,

27 Aralık Ürdün Akabe’den ayrılış,

27 Aralık akşamı Suriye’nin başkenti Şam’da konaklama,

29 Aralık Lazkiye’de konaklama,

4 Ocak 2010 Lazkiye’den Mısır’a geçiş. 5 Ocak Gazze’ye giriş.

Mısır’ın konvoya yönelik engelleme girişimleri hareketin daha çok gündeme gelmesini sağladı.

Konvoy sadece birkaç sivil toplum kuruluşunun organize ettiği bir hareket olarak kalmadı. Konvoy’un amacına ulaşması için Türkiye ve Suriye devreye girdi. Özellikle Türkiye Dış İşleri Bakanlığı büyük bir çaba harcadı.

Mısır, konvoy ile ilgili Türkiye Dış İşleri Bakanlığı’na nota verdi. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dış İşleri Bakanı Abdullah Davutoğlu, konvoyun Gazze’ye girişini destekleyici açıklamalar yaptılar.

Ariş limanında Mısır polisi konvoydakilere saldırdı. Saldırılarda 40 kişi yaralandı. Limanda biranda ortalık adeta savaş alanına döndü. Mısır’ın bu tavrı tüm dünya ülkeleri tarafından kınandı.

İlk defa savaş ortamı yaşanmadan Filistin’de yaşanan ambargo yoğun bir şekilde dünya gündeminde tartışıldı. Filistin Özgürlük Konvoyu hareketi İsrail’i zor durumda bıraktı.

Konvoy, Gazze’ye uygulanan ambargoda Mısır’ın da suça ortak olduğunu tüm İslam dünyasına gösterdi. Mısır’ın konvoyu engelleyici tavrı, tüm İslam ülkelerinde protesto edildi. Mısır, kendi ülkesinde bile protesto edildi.

Konvoy geçtiği ülkelerde büyük bir ilgi gördü.

Posted via web from FaRuKS

Biz de mi okulu bıraksak?

// Mart 20th, 2009 // No Comments » // İktibas

Arada bir gazetelerimizde görünen pek garip bir haber var. Bir haberin belirli aralıklarla, her seferinde sanki yepyeni bir şey gibi sayfaları işgal etmesi her ne kadar garip gelse de ilgi çekici, verdiği bilgi de şaşırtıcı olduğu için bunu şimdilik bir kenara bırakabiliriz. Başlığı gazeteden gazeteye, yıldan yıla değişse de pek bir farklılık göstermeyen bu haber “okulu bırakıp milyoner olanlar” şeklinde özetlenebilir. Bu başlıkta toplanan haberlerin değişmez başkahraman da tahmin edebileceğiniz gibi Microsoft kurucusu Bill Gates. Gates’i de genellikle yine aynı sektördeki rakipleri izliyor.

HABERTÜRK’te, Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken okulu bıraktığı söylenen Bill Gates gerçekte bu bölümün kapısından bile geçmiş değil. Kaldı ki hukuk, Amerikan üniversitelerinde “lisansüstü” bir eğitim olduğu için öncelikle bir lisans programını bitirmek gerekiyor. Oysa Gates herhangi bir alanda lisans diplomasına sahip değil. Gates’in Harvard’daki öğrenimini yarım bıraktığını bildiren haberler, Fatih Terim’in
AC Milan’daki teknik direktörlüğüne son verildiğinde Türkiye’de sert bir şekilde eleştirilmesine anlam veremeyen İtalyan taksi şoförünün bir Türk spor yazarına yaptığı yorumu akla getiriyor: “İyi ama Milan’dan kovulmak için, önce Milan’a girmek gerekiyor!”

Bırakmak için başlamak lazım

Aslında bu büyük başarı öyküsü için Harvard ve Bill Gates’in Harvard’a kabul edilmeden önce bitirdiği Lakeside School bize önemli ipuçları veriyor. Lakeside School, tahmin edebileceğiniz gibi, bizim Amerikan filmlerinde sıkça gördüğümüz türden öğrencilerin omzunda teyplerle sınıfa girdiği, öğrencilerin çoğunun problemli olduğu bir okul değil. (Tabii, o filmlerde genç ve idealist bir öğretmenin sınıftaki öğrencilere müzik, şiir kimi zaman da dans aracılığıyla yaşama sevinci ve umut aşıladığını söylemeden geçmemek lazım. Bu öğretmenin dövüş sanatlarının inceliklerini sergilediği de vakidir ancak, bu durumda da başrolde Steven Segal gibi adamları görürüz.) Bilakis, yıllık eğitim ücreti olan 25 bin dolarla Amerikan standartları için bir hayli pahalı bir özel okul. Zaten bildiğim kadarıyla Harvard da ilke olarak “karşılıksız burs” vermek yerine finansal gücü yeterli olmayanlara “kredi” veren, bunun nedenini de “buradan mezun olduğunuzda yılda ortalama yüz bin dolar kazanacağınız düşünülürse, bu krediyi geri ödemek sizin için zor olmayacaktır” şeklinde açıklayan bir okul. Sadece bu bilgiler ışığında, Bill Gates’in Seattle’da avukatlık yapan babasının oğlunu pahalı bir koleje gönderecek kadar zengin olduğunu söylemek mümkün.

O halde sayın Gates Harvard’ı yarıda bırakırken aslında hayatıyla ilgili büyük bir risk de almamış durumda. Oysa sözünü ettiğimiz haberlerin genel yaklaşımı “bakın üniversiteyi bitirmediler ama mezunlardan daha zengin oldular” şekilde. Söz konusu kişi, sayın Gates örneğinde olduğu gibi “babadan zengin” olsa da bu klişe değişmiyor.

Facebook’un mucidi

Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz “okulu bıraktığı halde milyoner olan” bir diğer genç Facebook’un mucidi ve başkanı Mark Zuckerberg. Harvard’tan mezun olmak yerine iş hayatına atılmayı seçen Zuckerberg’in kariyeri Gates’le benzerlik göstermiyor değil. O da tıpkı Gates gibi çok az Amerikalı’ya nasip olan bir üniversite öncesi eğitim almış. Rockefeller ailesinin fertlerinin de tercih ettiği Phillips Exeter Academy 40 bin doları geçen yıllık ücretiyle pek de öyle filmlerde gördüğümüz cinsten problemli liselere benzemiyor.

Gates’in en büyük rakipleri arasında gösterilen, dünyanın en büyük kurumsal yazılım şirketi Oracle’ın büyük hissedarı Larry Ellison “okulu bırakıp milyoner olan” gençlere verilebilecek daha iyi bir örnek gibi duruyor. Ellison bir devlet üniversitesi olan University Of Illinois at Urbana Champaign’de başlamış eğitim hayatına ama orayı bırakmış. Evlatlık olarak verildiği ailenin yanında, Şikago’nun varoşlarında büyüyen Ellison’ın başarısı daha çarpıcı görünüyor. Tıpkı Apple’ın kurucusu Steve Jobs’un pek de parlak olduğu söylenemeyecek olan geçmişine rağmen kazandığı büyük servet gibi. Bu iki isim “okulu bitirmediler ama bakın şimdi neredeler” haberleri için daha iyi malzeme sunuyor.

Okuyanların hali!

Yine de Türkiye’de de bir hayli yaygın olan “bak adam okumamış, erken yaşta ticarete atılıp hayatını kurtarmış, okuyanların hali ortada” türünden kahvehane sohbetlerine konu olabilecek bu iki örneğin birer istisna olduğunu eklemek gerek. Gazeteler, ister Harvard olsun ister sıradan bir devlet üniversitesi, okumadan da büyük başarılar elde edilebileceği gibi bir inanışın pek de iler tutar bir yanı olmadığını bu haberlerin kenarına köşesine ekleseler fena olmayacak. Çünkü her yıl belki de binlerce öğrenci çeşitli sebeplerden üniversite eğitimini yarıda bırakıyor. Ama bunlar arasından büyük başarı kazanan isimleri sıralamaya kalktığımızda istatistikî olarak anlam ifade etmeyen bir sonuca ulaşıyoruz.

Kaldı ki öğrenimini gayet iyi tamamlamış insanların da bulunduğunu eklemek farz Apple’ın en az Steve Jobs kadar etkili ortağı Steve Wozniak ya da Oracle’ın kurucu ortakları Ed Oates ve Bob Miner şu “okulu bitirmeyen afacan” tanımına pek uymuyor. Yine Facebook’un kurucularından Chris Hughes Harvard’ı bitirmekte beis görmemiş. Aynı zamanda Hughes arkadaşımızın Harvard’a girmeden önce baba oğul Bush’ların mezun olduğu Philips Academy’yi bitirdiğini de eklersek aslında Harvard mezunu olmak gibi bir etikete pek de ihtiyacı olmadığını görebiliriz.

Bu ne perhiz…

Söz konusu insanların üniversite eğitiminden önce devam etikleri liselerin, milyar dolarları bulan bütçeleri, on binlerce kitaplık kütüphaneleri ve kimi zaman beş öğrenciye bir öğretmen düşen sınıflarıyla bizim bildiğimiz ve tanıdığımız anlamda üniversite eğitiminden çok daha fazlasını verebileceği de düşündürücü bir gerçek. Bahsettiğim haber klişesine konu olan insanların aldığı üniversite öncesi eğitimi, Türkiye’nin en kalburüstü üniversitelerinde dahi almak mümkün değilken, üniversite mezunu işsiz sayısının gün geçtikçe arttığı Türkiye’de henüz 18-19 yaşındaki gençleri neredeyse okulu bırakmaya özendirici şekilde haber yapmak herhalde pek de sorumlu bir davranış değil.

İşin gerçekten önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yanı ise okulu yarıda bıraktığı halde kendisinden haber alamadığımız, amiyane tabirle bir baltaya sap olamamış öğrencilerin kimler olduğu. Zira Harvard’ı bitirmeden bırakıp Bill Gates olan, haliyle bir tane Bill Gates var. Ama belki Harvard’ı değil (Harvard’ın devlet üniversitelerinin beş katını bulan eğitim ücretini geri ödemeyi göze aldığına göre böyle bir insanın durumu herhalde içler acısı değildir) ama Idaho Eyalet Üniversitesini bitirmeden bırakan Joe Sixpack’ler genellikle bu tür haberlere konu olmuyor.


Barış Uygur – Habervesaire

İstanbul’da Balkan rüzgarı

// Ekim 18th, 2008 // No Comments » // Haber

Balkan ülkelerinde yaşayan Müslümanların sorunlarının ve geleceği tartışılıyor. İlk defa bir araya gelen 9 Balkan ülkesinin baş müftüsü önemli mesajlar verdi.

Haber Merkezi / TİMETURK

Balkan ülkelerinde yaşayan Müslümanların sorunlarının ve geleceğinin tartışıldığı Balkan Sempozyumu İstanbul’da Grand Cevahir Otel’de başladı. İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından düzenlenen sempozyum, Bosna Hersek, Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan müftülerini yıllar sonra ilk defa bir araya getirdi.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye’nin Balkan coğrafyasında küresel ağırlığını hissettirmesi için bu coğrafyadaki Müslümanlarla tarihi ve kültürel bağlarını yeniden güçlendirmesi gerektiğini söyledi. Türkiye ile balkanları birbirinden ayırmayan, etle tırnak gibi gören Balkan Müslümanlarının ihmal edildiğine dikkat çeken Yıldırım, sempozyumla Balkanları ve Balkan Müslümanlarını yeniden gündeme getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Küresel güçlerin Balkanlarda çeşitli senaryoları hayata geçirmeye çalıştığını belirten Yıldırım, “Eğer Türkiye isterse Balkanlar üzerindeki oyunları engelleyebilir. Balkanlardaki barış ve huzura katkıda bulunabilir. Balkanlarda yaşayan 12 milyon Müslüman da bunu istiyor” dedi.

Yıldırım’dan sonra Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in başkanlığında ilk oturum konuşmaları yapıldı. Konuk müftüler konuşmalarında Balkanlardaki Müslümanların Osmanlı’dan sonra yetim kaldıklarını, uzun süren Komünist Yugoslavya yönetiminde Müslüman nüfusun her anlamda yaralandığını belirttiler. Ülkelerindeki sayısız cami, medrese ve okulun yerle bir edildiğini ifade eden din adamları, Yugoslavya’nın yıkılmasından sonra yaralarını sarmaya başladıklarını, bu noktada Türkiye’den de destek beklediklerini ifade ettiler. Müftüler, Türkiye ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin güçlenmesi gerektiğini vurguladılar.

Bosna Hersek Başmüftüsü Mustafa Çeriç, İslamı seçmelerinin ardından aşırı dinci, Türk veya Arap yaftasıyla sürekli baskı altında tutulduklarını söyledi. Gözlerinin sürekli Türkiye’de olduğunu söyleyen Çeriç, “Türkiye ne kadar güçlü özgür bir ülke olursa biz de o kadar güçlü ve özgür olacağız” ifadelerinde bulundu. “Her ne kadar farkında olmasa da Türkiye bizim anamızdır” diyen Çeriç, bir de önemli öneri de bulundu. Balkan Müslümanlarının sorunlarının çözümü, Osmanlı kültür mirasının araştırılması için Türkiye ile ortak bir kurul oluşturulmasını isteyen Çeriç, “Bizim hatalarımız olmuş olabilir, affetmenizi istiyoruz, bizim de hatalarımızı kabul etmemiz gerekir” dedi.

ÜNİVERSİTE TEKLİFİ

Balkanlardaki Türk okullarına da dikkat çeken Çeriç, okulların önemli bir işlev gördüğüne söyledi. Yüzyıllardır Balkanlarda medrese olarak eğitim veren Gazi Hüsrev Medresesi’ne ek olarak Gazi Hüsrev Üniversitesi’nin kurulmasını önerdi. Çeriç, üniversitenin Balkan Müslümanlarının sorunlarının çözülmesinde önemli katkılar sağlayacağının altını çizdi.

OSMANLI BALKANLARDA GERÇEK BİR LİBERAL GÜÇTÜ

Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanı Selim Muça, Osmanlı döneminde kimsenin zorla İslamlaştırma veya Osmanlaştırılmadığını, Osmanlı’nın liberal ve hoşgörülü bir politikaya sahip olduğunu söyledi. Muça Osmanlı’dan sonra ise Komünist Yugoslavya döneminde Müslümanların asimile edilmeye çalışıldığını, sayısız İslam eserin yok edildiğini, hoşgörü ortamının yerini zorbalığa bıraktığını söyledi. Muça, “Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da beş asır boyunca yaşanan hoşgörü ve medeniyetler toleransı, İslam’ın gerektirdiği bir yaşam tarzından başka bir şey değildir. İslam medeniyetini Avrupa’daki Orta Çağ’dan ayıran en belirgin özelliklerden biri, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde çeşitli ırk ve din mensuplarının yaşamasıdır. Ancak Osmanlı’dan sonra durum değişmiştir. Uzun bir dönemden sonra komünist rejimin yürüttüğü din karşıtı uygulamalar, halkın büyük çoğunluğunu zor durumda bırakmıştır. Osmanlı’dan sonra Balkanlar’daki yeni süreçten sadece Müslüman halklar değil İslam eserleri de büyük zarar görmüştür. Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarına dayanarak, 1939 senesine kadar Arnavutluk’ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş 1667 cami ve mescidin mevcut olduğunu biliyoruz. Yüzyıllara dayanan bu müesseseler, komünist rejim tarafından yerle bir edildi ya da başkalaştırıldı. Sadece bir kısmı kültürel anıt olarak kullanılmak üzere bırakıldı” dedi.

BALKAN MÜSLÜMANLARI YETİM KALDI

Sırbistan İslam Toplumu Başmüftüsü Muammer Zukorliç ise “Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Balkan Müslümanları, tıpkı korunmasız yetimler gibi, sürekli olarak soykırıma, zulme maruz kalmışlar ve özellikle azınlıkta oldukları ülkelerde insani haklarından önemli ölçüde mahrum bırakılmışlardır” dedi ve şöyle devam etti: “Tüm bunların sebebi ise, dinî vasıfları ve 500 yıllık bir Osmanlı geçmişine sahip olmalarıdır. Balkan Müslümanlarının uğradığı zulümlerin en şiddetlisi, Boşnaklara emsalsiz bir soykırımın uygulandığı Srebrenitsa’da yaşanmıştır. Sırp suç kuvvetlerinin lideri General Ratko Mladiç bunu şöyle itiraf etmiştir: ‘Bu, Türklerden aldığımız bir intikamdır.’ Bu düşmanlığın bir göstergesi de, Balkan Müslümanlarının bugün kendi ülkelerinde çok fazla göç etmeye zorlanmalarıdır” dedi.

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI KABUL EDİLEMEZ

Balkanlar’da barış ve huzurun ancak diyalogla sağlanabileceğini ifade eden Muammer Zukorliç, şöyle konuştu: “Çarpışmaların mekânı olan Balkan toprakları, bir gün, bir araya gelme mekânı olabilir. Aradaki farkı oluşturacak olan, sadece buradaki aktörlerin irade ve isteğidir. Neden Balkanları farklı dinlerin, kültürlerin, milletlerin veya umumun çıkarlarının buluştuğu bir yere çevirmeyelim? Osmanlı’nın Balkan modelini yeniden hayata geçirmemiz lazım. Modern insan, Francis Fukuyama ve Samuel Huntington gibi, medeniyetin belirli ölçüde çatışmalara karşı çaresiz olduğunu ifade eden düşünürlerin iddialarını kabul edemez. Toplumsal hayat ve insan arasında göreli uyumun sadece diyalog yoluyla olabileceğine inanan pek çok kişi vardır. Bu sebeple bugün hemen herkes, genel bir diyalog çağrısında bulunmaktadır.“

BALKAN MÜSLÜMANLARI DOĞU İLE BATI ARASINDA BİR KÖPRÜDÜR

Balkanlar’daki Müslüman halkın Doğu ile Batı arasında köprü olabileceğine işaret eden Muammer Zukorliç, “Bu yüzden bu milletler ve özellikle de onların temsilcileri, bu sorumluluklarının farkında olmalıdırlar. Çünkü oluşturulacak dinî örgütlenmelerin ve dinî ilişkilerin kalitesi, Balkanlarda Müslümanların ve İslam’ın geleceği adına, tüm Avrupa’da etkili olacak sonuçlara sebep olacaktır. Balkanlardaki İslami toplulukların örgütlenmesi noktasında sahip olunan yüzyıllık tecrübe göstermiştir ki, İslami yaşantı ve İslami kurumlar, Müslümanların kimliklerini korumaları için bir temel oluşturmaktadır. Güçlü İslami kurumların var olması, azınlıktaki Müslüman milletler için, özellikle de kendilerine ait bir ulus devleti olmayan Müslüman milletler için önemlidir” şeklinde konuştu.

KOMÜNİZMDEN SADECE MÜSLÜMANLAR ZARAR GÖRDÜ

Makedonya İslam Birliği Başkanı, Reisu’l Ulema Süleyman Recebi, modern dünyanın içine düştüğü durumdan ancak İslam’la çıkacağını vurguladı. Recebi, şunları söyledi: “Makedonya’da dinî yaşayış çok iyi organize edilmiş olup sürekli gelişme gösteren bir seyir izlemektedir. Eski ateist sistemde dine karşı yapılan baskıların ve olumsuz propagandaların ortadan kalkmış olması bugün Müslümanların düşünce yapılarında olumlu gelişmelerin meydana gelmesine vesile olmuştur. Bu yeni demokratik şartlardan istifade ederek, gün geçtikçe yozlaşan ve ahlaki açıdan dejenere olan modern dünya insanının içine düştüğü çıkmazdan kurtulmasının tek yolunun İslam olduğunu ispat etme fırsatı ortaya çıkmıştır. Bunlara ek olarak uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, fuhuş, insan ticareti, eşcinsellik vb. tehlikeler, global dünyayı felakete sürükleyen etkenlerdir. Bu yüzden, Müslümanlar olarak elimizdeki bu fırsatı çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.”

ALİŞ: OSMANLIDAN SONRA BALKANLAR YETİM KALDI

Bulgaristan Başmüftüsü Mustafa Aliş ise konuşmasında Bulgaristan Müslümanlarının Osmanlı’nın ardından Balkanlarda yetim kalan ilk Müslüman topluluklardan olduğunu söyledi. Bulgaristan Müslümanlarının sıkıntılarını anlatan Mustafa Aliş, şöyle konuştu: “Bugün Bulgaristan Müslüman cemaati 1,5 milyon civarında bir nüfustan oluşmaktadır. Bulgaristan’da 1200’ün üzerinde cami, 200 kadar da mescit bulunmaktadır. Bulgaristan’ın genel devlet politikası, Müslümanları büyük şehirlerden tehcir etmek, kırsal kesimlerde yaşayanları da cahil bırakmak şeklindedir. Bu politika sonucunda Müslümanların çoğu köylerde ikamet etmekte ve geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Komünizmin çöküşünden sonra az sayıda da olsa Müslüman, ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Müslümanlara ait vakıf mallarının devlet tarafından iade edilmemesi en önemli sorunlarımızdandır. Müslümanlar kendilerine ait olan sayısız cami ve medreseden faydalanamıyor. Bulgaristan buraları devlet malı ilan etmiştir. Protestan Hıristiyanların -Evangelist, Metodist, Yehova Şahitleri vb.- ülkedeki faaliyetleri çok güçlüdür. Onlar çalışmalarını daha çok Müslüman Çingeneler arasında yürütmektedirler. Bulgaristan’daki Çingene nüfusunun gayrıresmî verilere göre bir milyon olduğu tahmin ediliyor. Bunların çoğunluğu 10 yıl öncesine kadar Müslüman’dı, ancak artık büyük bir ihtimalle pek çoğu Hristiyan oldu.”

Sempozyum yarın Sevda Popović, Zenitsa Eski Müftüsü Halil Mehtiç, Makedonya Merhamet Derneği Başkanı Adnan İsmaili, Makedonya Türk Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (MATÜSITEB) Başkanı Süleyman Baki, Arnavutluk Admeria Derneği Başkanı Tahir Zenelhasani, Kosova AKEA Yardım Derneği Başkanı Hüsamedin Abazi’nin tebliğleriyle devam edecek.

Sempozyum’dan görüntüler için tıklayın

Dündar’dan 11 yaşındaki öğrenciye rüşvet

// Ekim 13th, 2008 // No Comments » // Haber

Uğur Dündar yönetimindeki Star haberde yayınlanan ‘Aktütün’de öğretmen yok okul da yok’ haberinde çocukları para karşılığı konuşturduğu ortaya çıktı.

Doğan Medya Grubu, “Aktütün’de öğretmen olmadığı için eğitim verilmediği” iddialarını sürdürürken, gazete ve TV ekranlarında kullanılan 11 yaşındaki öğrenciye, “Öğretmenimiz yok” demesi için 50 YTL verildiği ortaya çıktı.

Doğan Medya Grubu, usta tahrikçisi Uğur Dündar’ın gündeme getirdiği ancak Milli Eğitim Bakanı’ndan Vali ve Kaymakamına kadar tüm yetkililerin yalanladığı “Aktütün’de öğretmen olmadığı için eğitim verilmediği” iddiasını dün de sürdürürken, 11 yaşındaki öğrencinin bu yönde açıklamalarda bulunmaya parayla razı edildiği ortaya çıktı. Dündar ve ekibi, “Öğretmensiz okulunu anlattı” diye ekranlara taşıdığı ilköğretim 5. sınıf öğrencisi Çiçek Aysal’a “öğretmenimiz yok” demesi için 50 YTL vermiş.

YAKINLARI DOĞRULADI

kullanTerörist baskın sonucu 17 şehit verdiğimiz Hakkari Şemdinli’deki karakolun yakınındaki Aktütün Köyü’nden olan Çiçek Aysal’ın yakınları “para olayı”nı doğruladı. Çiçek Aysal’ın amcası İmran Aysal, “Köyümüzün okulunda öğretmen sıkıntısı yok. Okul Jandarma tarafından 2005′te yapıldı. Bu tarihten bu yana hizmet veriyor. Okulumuzun öğretmeni olmadığı yönündeki iddialar doğru değil. İki öğretmen görev yapıyor. Yeğenime ‘Öğretmenimiz yok’ açıklamasından sonra 50 milyon vermişler. Bu yönde açıklamalarda bulunan diğer öğrenciye de yine 50 milyon vermişler. Bunu bana yeğenim söyledi. Ancak niçin verdiklerini söylememişler. Para verenleri de tanımıyoruz. Muhtemelen televizyoncular verdi bu paraları, bu yönde açıklamalarda bulunmaları için” dedi.

BABAYA 10 MİLYARLIK TEKLİF!

Uğur Dündar ve ekibinin, yalan haberlerini sürdürmek için Çiçek Aysal’ın babası Sami Rahim Aysal’a da para teklif ettiği ortaya çıktı. Baba Aysal’a “Kızının canlı yayına çıkarak bu şekilde konuşmasını sağlarsan sana 10 milyar lira veririz” demişler. Aktütün Köyü Muhtarı Cever Çalışkan, “Öğrencinin Star televizyonundaki ‘öğretmenimiz yok’ açıklamasını görünce şaşırdım. Nasıl böyle der? Okulumuzda eğitim sürüyor, öğretmenimiz var, öğretmenlerden biri hem de bu öğrencimizin akrabasıdır. Aksi yöndeki söylemlerin altında para vardır. Televizyoncular çocuğu ve babasını kandırmış. Bizzat babasından duydum. Bana ‘Kızımı Şemdinli’ye götürüp canlı yayında konuşturacağım, karşılığında bana 100 milyar lira verecekler’ dedi” şeklinde konuştu.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜLÜYOR

Doğan Grubu ve geçmişte birçok yalan habere imza atan Star Tv Haber Grup Başkanı Uğur Dündar’ın bu tavrı eğitimciler tarafından tepkiyle karşılanırken, “terör örgütünün ekmeğine yağ sürülüyor” şeklinde değerlendiriliyor. Eğitimciler “Güneydoğu’da eğitim sorunu olduğu doğrudur. Ancak haberlere konu edilen köy okulunun öğretmeninin olmadığı iddiası tüm yetkililerce defalarca yalanlandı. Buna rağmen, hükümete vurma adına aksi yönde yayın yapmak terör örgütünün ekmeğine yağ sürer” diyor.
İşte ‘yok’ denilen öğretmenler

Doğan Medya Grubu, “Aktütün’de öğretmen olmadığı için eğitim verilmediği” iddiasını dün de sürdürürken, Aktütün İlköğretim Okulu’nda 2 öğretmen bulunduğunu ortaya çıkardık. Aktütün İlköğretim Okulu’nda çekilen bu fotoğraflarda öğrenciler, öğretmenleri Cevdet Arıcı ve Kadir Sönmez ile bir arada görülüyor. Karedeki üçüncü kişi ise, Hakkari İl Milli Eğitim Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı Kemal Seyitoğlu.

Vakit

Filistin’de yeni bir örgüt kuruldu

// Ekim 4th, 2008 // No Comments » // Haber

Filistin’de, “Filistin’de Hizbullah Tugayları” adı altında yeni bir örgütün kurulduğu bildirildi.

Batı Şeria’da dağıtılan bildiride, örgütün, bazı diğer fraksiyonların direnişten vazgeçmesi üzerine, işgale karşı direnişi sürdürmek amacıyla kurulduğu vurgulandı.

Bildiride, örgütün “Allah için cihat ve İslam düşmanlarına karşı direnişi” hedeflediği açıklanırken, örgüt üyelerinin zamanında çeşitli örgütlerde yer alan kişilerden oluştuğu ifade edildi.

Yeni örgüt, cihadı benimseyen Sünni İslamcı bir örgüt olduğunu da duyurdu.

Siyasetle uğraşmadığını, ancak siyasetin genel çıkarlarından uzak durmayacağını belirten örgüt, Lübnan’daki Hizbullah ile ilişkisine değinirken, Hizbullah’ın uyguladığı direniş yolunu benimsediğini, ancak örgütsel bağları bulunmadığını ifade etti ve ortak noktalarının İslam olduğunu kaydetti.

Bildiride örgüt, Filistin’deki iç sorunlara atıfta bulunurken de “ulusal barıştan yana olduğunu”, iç anlaşmazlıklara asla taraf olmayacağını, örgüt programında Filistinli tutuklulara ilk sıra öncelik vermeyi amaçladığını belirtti.

Bildiriye, genellikle Hizbullah’ın kullandığı sloganla “İsrail’e ve Amerika’ya Ölüm” sloganıyla son verildi.

Kaynak