Posts Tagged ‘Cahit Koytak’

Avluda Oturan Şizofrenler – Cahit Koytak

// Şubat 5th, 2009 // No Comments » // Şiir

I

Bir daha giymemek üzre
Devirip taçlarını
Şuuraltında,
Karanlıkta oturuyor küskün krallar

Bunların ruhlarına ne olmuş?
Kartallar delip göğüslerini
Yedi kat göğe mi çıkarmış?

Burada ayaklarına keçe
bağlamış Şimdiki Zaman
Ki uyuyan Geçmiş uyanmasın:
suyun başındaki dev,
bin başlı ejderha,
kapıyı tutan gardiyan.
Kiremitler birbirine nasıl
aktarırsa yağmur suyunu
Onlar da öyle aktarıyor
-kendilerinden bir şey katmadan-
Yüzlerine, içlerine yağan
ve artık onların olmayan hüznü:

Kimseyle konuşulmayacak kadar,
Tanrı’yla konuşulmayacak kadar dipte,
derinde kalan şeylerin hüznü.

Kaderin çöküp tortulandığı,
Meleklerin, şeytanların dolaşmadığı,
Işığın ve düşüncenin ulaşmadığı yerler…
Usun ve ruhun dibi
Serin ve tozlu bilinmezlik:

Bazen boğulmuş bir çığlık,
Çözülüp gitmiş bir maske,
Bazen bir hançer
(kötü huylu bir yarada paslanan
Ya da bir kemik
(vicdanın eritemediği
Salına salına iniyor aşağı,

Tozutarak
(dipte uyuyan Zaman’ı

Sonra herşeyi,
herşeyi yeniden örtüyor balçık.

II

Bu vadinin Mesihleri de yorgun
Uykuda geziniyor
çöl vurgunu yalvaçlar
Üryan haberciler

Tanrı’nın açtığı kuyuları
-susuz yolcuların önünde-
Taşla dolduruyor ifritler

Ve yutuyorlar sivri burunlarıyla
Sükuna ermek için aklın
katettiği mesafeleri.

Düşüncelerle dolu
kederle dolu başını
Kaldırıp yakarıyor
Hurcuna belalı ganimetler
devşiren yolcu:

Yarab, kanımda dolaşan iğne
Ruha dayandı!
Eti geçip,
Uluyan aklı geçip…

Tutku elimde kırık
(bir kılıç gibi işe yaramaz oldu
Ama fırlatıp atamıyorum onu:
Elime yapışık
kalbime yapışık!
Ve koynumda serin
(bir su kırbası gibi
Gezdirdiğim imanım
Delinmiş bir post şimdi;
Bir köşede, gelip solucanların
yuva kurmasını bekliyor.

III

Kimse fark etmedi
gıcırdayarak, birden
kapandığını büyük kapının.

Ve köprü de kaldırıldı. Her şey
hesaplı kitaplı
Kuş uçurulmuyor.

-Surların dışında
sıcacık evlerimizi
ve tüyden ve dumandan çocukluk günlerimizi
oyuncaklarımızı, bineklerimizi
bıraktığımız bahçe
yanıyor şimdi
yanıyor güzelim tarlalar ve asmalar
ve sularında, sevgilinin
beyaz topuklarını
yıkadığımız pınar.

Cahit Koytak

Ağızlarına Biber Sürülmüş Kuzuların Cumhuriyeti – Cahit Koytak

// Şubat 5th, 2009 // No Comments » // Şiir

kuzular taze ot kokusunu arıyor,
taze ot kokusunu özlüyorlar, ama
çayıra girmekten korkuyorlar,
çimenden, çiçekten korkuyorlar,
çünkü otlara ‘biber sürmüş’,
çimene, çiçeğe kül saçmış kurtlar,
kurum bulaştırmışlar…

kuzular suyun çağıltısını dinliyor,
suyun çağrısını işitiyorlar, ama
dereye inmekten korkuyorlar,
çünkü sulara ateş karıştırmış kurtlar,
suları tutuşturmuşlar…

kuzular buluttan korkuyor,
kuzular rüzgârdan korkuyor,
kuzular yağmurdan korkuyorlar,
çünkü bulutu buruşturmuş,
yağmuru çürütmüş kurtlar,
rüzgârı kokuşturmuşlar…

kuzular sudan korkuyor,
kuzular havadan korkuyor,
kuzular yerden korkuyor,
kuzular gökten korkuyorlar…
tanrıdan, tanrının merhametinden,
meleklerden, meleklerin kanatlarından,
kanatların hışırtısından
ve bunun verdiği coşkudan,
arınma fikrinden, yücelme hissinden
ürküyor, korkuyorlar.

o kadar korkuyorlar, o kadar
korkuyorlar ki,
giderek kendilerinden, kendi
seslerinden kendi nefeslerinden
korkmaya başlıyorlar;
kendi ayak seslerinden,
kendi yürek seslerinden,
kendi akıllarından,
kendi duygularından,
kendi rüyalarından korkuyorlar…

sevgiden korkuyorlar,
sevgi denen, inanç denen,
özgürlük denen
ve yüreğe var olma erinci veren
mucizelerden,
kabına sığmayan, sığmayınca da
yasalara da sığmayan düşüncelerden
korkuyor kuzucuklar.

onlar korkularıyla meydanları
kırmızıya boyaya dursun,
kurtlar, ağıl duvarının dibinde pusuya yatmış,
kuzucukların, “mee, meeee!” diye,
- tam da kurbanlık kuzu melemeleriyle -
korkularını yenmeye çalıştıkları yerden,
aklın ve yüreğin kurumuş vadilerinden
uslu uslu dönmelerini bekliyorlar,
hapur hupur yutmak için kuzucukları…
Cahit Koytak / 1 Mayıs 2007

‘YOKSULLAR İÇİN TEZLER’ Kitabından…

Dede Korkut Sisifos’un köyünde – Cahit Koytak

// Şubat 5th, 2009 // No Comments » // Şiir

Yiğite yiğit olmak yaraşır,

Yiğitlik taslamak değil, Han’ım!

Yiğit olmak da, pusatsız adem yanında

Pusatından hicap duymaktır,

Palanın ucunu göstermek değil, şahbazım!

Budur töresi, bahadırlığın.

Silahı omzundayken yiğidin,

Obanın seçilmiş beyleriyle

Ya, ana bir, baba bir kardaş gibi,

Yolu bir, izi bir yoldaş gibi danışmak,

Ya da taş gibi susmak

Düşmez mi, yiğide?

İki kardeş dilleşirken meydanda

Birine gözünü kırpman,

Hee, deyip cesaret vermen,

Ötekine hançer göstermen

Sığar mı bahadırlığa?

Diyelim ki, edepli edebinden,

Yüreksiz korkusundan pustu da

Sesini kısıverdi bugün;

Sessizliğin çığa dönüşüp yarın

Tepene inmesinden korkman mı?

Diyelim ki, bugün kılıcın zoruyla

Köylüye hükmün geçirdin,

Kapıları kapadın, yolları kestin,

Obanın başına da, deli Hatçenin

Bez bebeğini diktin Han diye;

Peki, gülmekten kırılmaz mı buna,

Komşu köylerin kızları, kızanları?

Gülerse kime güler el, gülerse kime

Güler yolda yolcu, mezarda ölü

Ve ana karnında daha doğmamış bebe?

Köyde bir yangın çıktı diyelim,

Kundakçıyla bir imecen yoksa, korucu başı,

- Ki bu elbette düşünülemez -

Dişini gıcırdat, saçını yol, tamam!

Ama, uyar mı, koç yiğitliğe

Tutup karargâhı köye indirmen?

Sana dağda kovalamak düşmez mi

Çakalı da, domuzu da, eşkıyayı da?

Beş tuğlu bahadırları da katıp yanına

Kırk yıllık itfaiye çavuşu gibi

Senin yangın yerinde işin ne?

Hadi bunu da geçtik, “Başka yerlerde, başka

Yangınlar da çıkar haa!” diye konuşuyorsun;

Oldu mu şimdi, a Han’ım? Sormalı değil mi ama,

Kundakçının niyeti başka nedir ki,

Dedirtiverip bunu havasa

Ortalığı telaşa vermek değilse?

Cahit Koytak / 23 Mayıs 2007

‘YOKSULLAR İÇİN TEZLER’ Kitabı

Örtücü Entelijensiya – Cahit Koytak

// Şubat 5th, 2009 // No Comments » // Şiir

bir gazeteyle her şeyi örtebilirsiniz,
ağaçları, çiçekleri, çimenleri örtebilirsiniz;
boydan boya bütün bir manzarayı,
baştan sona bütün baharı,
bir uçtan ötekine tüm memleketi,
hatta efsane tadına ulaşıncaya kadar
gerilere doğru tekmil tarihi
bir gazete kâğıdıyla örtebilirsiniz,
sahipsiz bir cesedi örter gibi,
gün ortasında
kalabalık bir kaldırımda…

ama kuş seslerini örtemezsiniz,
ezan seslerini, çan seslerini örtemezsiniz,
rüzgârın uğultusunu, göğün gürültüsünü,
rahmetin çatılarda, kaldırımlarda,
taşların ve kalplerin üzerinde şakırdayışını,
örtemezsiniz, beyler,
örtemezsiniz gazete kâğıdıyla!

halkın, meydanlarda, sokaklarda
- ne korku projeleri,
ne görüntü efektleriyle değil -
kendi cismi, kendi sesi, kendi elleri,
ayaklarıyla çoğala çoğala
ve değil darbeci generalleri,
şeytanı bile deliğinden söküp çıkaran
“bre yetti! bre yetti! bre yetti” seyelânını
örtemezsiniz, efendiler,
örtemezsiniz gazete kâğıdıyla!

her şeyi örtseniz, her sesi örtseniz,
sarhoşların naralarını örtemezsiniz,
şairlerin uyanık sayıklamalarını
ve umudunu, yoksulların,
örtemezsiniz asla,
örtemezsiniz, gazete kâğıdıyla!

ne gazete kâğıdıyla,
ne gazete mürekkebiyle boyanmış
sahte gecelerle, kirli gecelerle!

‘Yoksullar için tezler’ kitabından…

Cahit Koytak

Poesie Demoniac – Cahit Koytak

// Şubat 5th, 2009 // No Comments » // Şiir

Bir insan boyu yukardan geçiyorum toprağı,
Dünyanın ışığı arkamda kalıyor hep:
Yanlışlar ve doğrularla boyanmış dünyanın.

Şeylerin titreyen örtüsü üzerinde
Dayanmak ve durmak bilmeyen
‘Düşünce’yim ben.

Çıplak kuru bir kemik,
Üzerine söz yazılmış deri,
İnsan beyniyle beslenen ejderim.

Saf olmayan,
Ama saflığa çağıran sanat,
Acı veren tutkuyum,
Maskeler çizen sözlerle.
Yüzlerin ve maskelerin birliğiyim.

Kusursuz bir cinayet tasarlar gibi
Ölçerek atıyorum adımlarımı.
Dokunduğum şeylerde,
Bozduğum sûretlerde
Yok ederek parmak izlerini
Küçük, sıradan hayatımın.

Varım, çünkü yoğaltıyorum dünyayı.
Kader yetişemiyor bana:
Çünkü tırmandığım yolları,
Çıktığım her zirvede zekayı
O örümcek ağırdan merdiveni
Dönüp yukarı çekiyorum hemen.

Ve arkamdan üst üste koyarak
Güzel ve çirkin demeden milyonlarca hayatı
Tırmanıyor kader,
Hatır gönül dinlemeyen avcı,
Almak için boynumu kıran ipten
Ta burçlara astığım
Bu cansız silueti.

Cahit Koytak