Archive for Haber

İHH Gazze Filosundan Canlı Yayın

// Mayıs 29th, 2010 // No Comments » // Haber, MultiMedya

İHH Gazze Filosu Canlı Yayını


Gazze Filosundan kaydedilmiş videolar;

Filistin’e YolAçık – Konvoydan Ayrıntılar

// Ocak 7th, 2010 // No Comments » // Haber

Filistin Konvoyu, deniz ve hava yolculuğu hariç 4600 km kara yolculuğu yaparak Gazze’ye girdi. Konvoy Gazze’ye ulaşma yolunda bir çok engelle karşılaştı. Bu engellemenin başını çeken ülke Mısır oldu.Konvoy Ürdün’ün liman şehri Akabe’de Mısır tarafından 5 gün bekletildi. Ürdün’den tekrar Suriye’ye dönerek 6 günlük bir beklemenin ardından Mısır’a geçti. Araçlar gemiyle 25 saatlik bir yolculuktan sonra Ariş limanına geçerken yolcular kiralanan özel uçakla Mısır’a geçebildi. Uçak, Laskiye ile Ariş kenti arasında 3 sefer yaparak 500 yolcuyu Mısır’a ulaştırdı.

Suriye hava yollarına ait uçak ilk seferden sonra arızalanınca Yunanistan’dan bir uçak kiralandı. Saatlerdin Şam havaalanında mahsur kalan yolcular bu uçakla Mısır’a ulaştırıldı.

Filistin Konvoyu henüz Gazze’ye geçmeden tüm dünya kamuoyunun dikkatini çekti. Konvoyda 17 ülkeden 500 insan yer aldı. Bu da konvoy üzerindeki ilginin artmasını sağladı. Konvoydaki en yaşlı isim 71 yaşındaki İsmet Erdemir, en genç isim ise 18 yaşındaki Beyza Nur Karaduman oldu. Konvoya Türkiye’den 7 kadın katıldı.

Konvoy; ambulans, minübüs, TIR, otobüs ve binek arabalar olmak üzere toplam 200 araçtan oluşturuldu. Amerika’dan 47, İngiltere’den 80, Türkiye’den 73 araç katıldı. Türkiye’den katılan araçların tamamı Filistin bayrağının renklerinde giydirildi.

Konvoy 21 günlük bir yolculuk ve beklemenin ardından Gazze’ye girdi. Türkiye’de 4 gün duran konvoy, Suriye’de 8 gün, Ürdün’de 7 gün, Mısır’da 2 gün.

Konvoyun güzergâhı: İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Türkiye (İstanbul, Adapazarı, Ankara, Konya, Adana, Gaziantep), Suriye, Ürdün, Mısır, Gazze (5 Ocak 2009)

Konvoyun kronolojisi şu şekilde:

6 Aralık Londra’dan hareket,

15 Aralık Türkiye’ye giriş,

16 Aralık İstanbul’da basın toplantısı,

17 Aralık Ankara ve Konya,

18 Aralık Adana ve Gaziantep,

19 Aralık Suriye’ye giriş,

21 Aralık Ürdün’e geçiş,

27 Aralık Ürdün Akabe’den ayrılış,

27 Aralık akşamı Suriye’nin başkenti Şam’da konaklama,

29 Aralık Lazkiye’de konaklama,

4 Ocak 2010 Lazkiye’den Mısır’a geçiş. 5 Ocak Gazze’ye giriş.

Mısır’ın konvoya yönelik engelleme girişimleri hareketin daha çok gündeme gelmesini sağladı.

Konvoy sadece birkaç sivil toplum kuruluşunun organize ettiği bir hareket olarak kalmadı. Konvoy’un amacına ulaşması için Türkiye ve Suriye devreye girdi. Özellikle Türkiye Dış İşleri Bakanlığı büyük bir çaba harcadı.

Mısır, konvoy ile ilgili Türkiye Dış İşleri Bakanlığı’na nota verdi. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dış İşleri Bakanı Abdullah Davutoğlu, konvoyun Gazze’ye girişini destekleyici açıklamalar yaptılar.

Ariş limanında Mısır polisi konvoydakilere saldırdı. Saldırılarda 40 kişi yaralandı. Limanda biranda ortalık adeta savaş alanına döndü. Mısır’ın bu tavrı tüm dünya ülkeleri tarafından kınandı.

İlk defa savaş ortamı yaşanmadan Filistin’de yaşanan ambargo yoğun bir şekilde dünya gündeminde tartışıldı. Filistin Özgürlük Konvoyu hareketi İsrail’i zor durumda bıraktı.

Konvoy, Gazze’ye uygulanan ambargoda Mısır’ın da suça ortak olduğunu tüm İslam dünyasına gösterdi. Mısır’ın konvoyu engelleyici tavrı, tüm İslam ülkelerinde protesto edildi. Mısır, kendi ülkesinde bile protesto edildi.

Konvoy geçtiği ülkelerde büyük bir ilgi gördü.

Posted via web from FaRuKS

İstanbul’da Balkan rüzgarı

// Ekim 18th, 2008 // No Comments » // Haber

Balkan ülkelerinde yaşayan Müslümanların sorunlarının ve geleceği tartışılıyor. İlk defa bir araya gelen 9 Balkan ülkesinin baş müftüsü önemli mesajlar verdi.

Haber Merkezi / TİMETURK

Balkan ülkelerinde yaşayan Müslümanların sorunlarının ve geleceğinin tartışıldığı Balkan Sempozyumu İstanbul’da Grand Cevahir Otel’de başladı. İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından düzenlenen sempozyum, Bosna Hersek, Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan müftülerini yıllar sonra ilk defa bir araya getirdi.

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye’nin Balkan coğrafyasında küresel ağırlığını hissettirmesi için bu coğrafyadaki Müslümanlarla tarihi ve kültürel bağlarını yeniden güçlendirmesi gerektiğini söyledi. Türkiye ile balkanları birbirinden ayırmayan, etle tırnak gibi gören Balkan Müslümanlarının ihmal edildiğine dikkat çeken Yıldırım, sempozyumla Balkanları ve Balkan Müslümanlarını yeniden gündeme getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Küresel güçlerin Balkanlarda çeşitli senaryoları hayata geçirmeye çalıştığını belirten Yıldırım, “Eğer Türkiye isterse Balkanlar üzerindeki oyunları engelleyebilir. Balkanlardaki barış ve huzura katkıda bulunabilir. Balkanlarda yaşayan 12 milyon Müslüman da bunu istiyor” dedi.

Yıldırım’dan sonra Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in başkanlığında ilk oturum konuşmaları yapıldı. Konuk müftüler konuşmalarında Balkanlardaki Müslümanların Osmanlı’dan sonra yetim kaldıklarını, uzun süren Komünist Yugoslavya yönetiminde Müslüman nüfusun her anlamda yaralandığını belirttiler. Ülkelerindeki sayısız cami, medrese ve okulun yerle bir edildiğini ifade eden din adamları, Yugoslavya’nın yıkılmasından sonra yaralarını sarmaya başladıklarını, bu noktada Türkiye’den de destek beklediklerini ifade ettiler. Müftüler, Türkiye ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin güçlenmesi gerektiğini vurguladılar.

Bosna Hersek Başmüftüsü Mustafa Çeriç, İslamı seçmelerinin ardından aşırı dinci, Türk veya Arap yaftasıyla sürekli baskı altında tutulduklarını söyledi. Gözlerinin sürekli Türkiye’de olduğunu söyleyen Çeriç, “Türkiye ne kadar güçlü özgür bir ülke olursa biz de o kadar güçlü ve özgür olacağız” ifadelerinde bulundu. “Her ne kadar farkında olmasa da Türkiye bizim anamızdır” diyen Çeriç, bir de önemli öneri de bulundu. Balkan Müslümanlarının sorunlarının çözümü, Osmanlı kültür mirasının araştırılması için Türkiye ile ortak bir kurul oluşturulmasını isteyen Çeriç, “Bizim hatalarımız olmuş olabilir, affetmenizi istiyoruz, bizim de hatalarımızı kabul etmemiz gerekir” dedi.

ÜNİVERSİTE TEKLİFİ

Balkanlardaki Türk okullarına da dikkat çeken Çeriç, okulların önemli bir işlev gördüğüne söyledi. Yüzyıllardır Balkanlarda medrese olarak eğitim veren Gazi Hüsrev Medresesi’ne ek olarak Gazi Hüsrev Üniversitesi’nin kurulmasını önerdi. Çeriç, üniversitenin Balkan Müslümanlarının sorunlarının çözülmesinde önemli katkılar sağlayacağının altını çizdi.

OSMANLI BALKANLARDA GERÇEK BİR LİBERAL GÜÇTÜ

Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanı Selim Muça, Osmanlı döneminde kimsenin zorla İslamlaştırma veya Osmanlaştırılmadığını, Osmanlı’nın liberal ve hoşgörülü bir politikaya sahip olduğunu söyledi. Muça Osmanlı’dan sonra ise Komünist Yugoslavya döneminde Müslümanların asimile edilmeye çalışıldığını, sayısız İslam eserin yok edildiğini, hoşgörü ortamının yerini zorbalığa bıraktığını söyledi. Muça, “Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da beş asır boyunca yaşanan hoşgörü ve medeniyetler toleransı, İslam’ın gerektirdiği bir yaşam tarzından başka bir şey değildir. İslam medeniyetini Avrupa’daki Orta Çağ’dan ayıran en belirgin özelliklerden biri, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde çeşitli ırk ve din mensuplarının yaşamasıdır. Ancak Osmanlı’dan sonra durum değişmiştir. Uzun bir dönemden sonra komünist rejimin yürüttüğü din karşıtı uygulamalar, halkın büyük çoğunluğunu zor durumda bırakmıştır. Osmanlı’dan sonra Balkanlar’daki yeni süreçten sadece Müslüman halklar değil İslam eserleri de büyük zarar görmüştür. Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarına dayanarak, 1939 senesine kadar Arnavutluk’ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş 1667 cami ve mescidin mevcut olduğunu biliyoruz. Yüzyıllara dayanan bu müesseseler, komünist rejim tarafından yerle bir edildi ya da başkalaştırıldı. Sadece bir kısmı kültürel anıt olarak kullanılmak üzere bırakıldı” dedi.

BALKAN MÜSLÜMANLARI YETİM KALDI

Sırbistan İslam Toplumu Başmüftüsü Muammer Zukorliç ise “Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Balkan Müslümanları, tıpkı korunmasız yetimler gibi, sürekli olarak soykırıma, zulme maruz kalmışlar ve özellikle azınlıkta oldukları ülkelerde insani haklarından önemli ölçüde mahrum bırakılmışlardır” dedi ve şöyle devam etti: “Tüm bunların sebebi ise, dinî vasıfları ve 500 yıllık bir Osmanlı geçmişine sahip olmalarıdır. Balkan Müslümanlarının uğradığı zulümlerin en şiddetlisi, Boşnaklara emsalsiz bir soykırımın uygulandığı Srebrenitsa’da yaşanmıştır. Sırp suç kuvvetlerinin lideri General Ratko Mladiç bunu şöyle itiraf etmiştir: ‘Bu, Türklerden aldığımız bir intikamdır.’ Bu düşmanlığın bir göstergesi de, Balkan Müslümanlarının bugün kendi ülkelerinde çok fazla göç etmeye zorlanmalarıdır” dedi.

MEDENİYETLER ÇATIŞMASI KABUL EDİLEMEZ

Balkanlar’da barış ve huzurun ancak diyalogla sağlanabileceğini ifade eden Muammer Zukorliç, şöyle konuştu: “Çarpışmaların mekânı olan Balkan toprakları, bir gün, bir araya gelme mekânı olabilir. Aradaki farkı oluşturacak olan, sadece buradaki aktörlerin irade ve isteğidir. Neden Balkanları farklı dinlerin, kültürlerin, milletlerin veya umumun çıkarlarının buluştuğu bir yere çevirmeyelim? Osmanlı’nın Balkan modelini yeniden hayata geçirmemiz lazım. Modern insan, Francis Fukuyama ve Samuel Huntington gibi, medeniyetin belirli ölçüde çatışmalara karşı çaresiz olduğunu ifade eden düşünürlerin iddialarını kabul edemez. Toplumsal hayat ve insan arasında göreli uyumun sadece diyalog yoluyla olabileceğine inanan pek çok kişi vardır. Bu sebeple bugün hemen herkes, genel bir diyalog çağrısında bulunmaktadır.“

BALKAN MÜSLÜMANLARI DOĞU İLE BATI ARASINDA BİR KÖPRÜDÜR

Balkanlar’daki Müslüman halkın Doğu ile Batı arasında köprü olabileceğine işaret eden Muammer Zukorliç, “Bu yüzden bu milletler ve özellikle de onların temsilcileri, bu sorumluluklarının farkında olmalıdırlar. Çünkü oluşturulacak dinî örgütlenmelerin ve dinî ilişkilerin kalitesi, Balkanlarda Müslümanların ve İslam’ın geleceği adına, tüm Avrupa’da etkili olacak sonuçlara sebep olacaktır. Balkanlardaki İslami toplulukların örgütlenmesi noktasında sahip olunan yüzyıllık tecrübe göstermiştir ki, İslami yaşantı ve İslami kurumlar, Müslümanların kimliklerini korumaları için bir temel oluşturmaktadır. Güçlü İslami kurumların var olması, azınlıktaki Müslüman milletler için, özellikle de kendilerine ait bir ulus devleti olmayan Müslüman milletler için önemlidir” şeklinde konuştu.

KOMÜNİZMDEN SADECE MÜSLÜMANLAR ZARAR GÖRDÜ

Makedonya İslam Birliği Başkanı, Reisu’l Ulema Süleyman Recebi, modern dünyanın içine düştüğü durumdan ancak İslam’la çıkacağını vurguladı. Recebi, şunları söyledi: “Makedonya’da dinî yaşayış çok iyi organize edilmiş olup sürekli gelişme gösteren bir seyir izlemektedir. Eski ateist sistemde dine karşı yapılan baskıların ve olumsuz propagandaların ortadan kalkmış olması bugün Müslümanların düşünce yapılarında olumlu gelişmelerin meydana gelmesine vesile olmuştur. Bu yeni demokratik şartlardan istifade ederek, gün geçtikçe yozlaşan ve ahlaki açıdan dejenere olan modern dünya insanının içine düştüğü çıkmazdan kurtulmasının tek yolunun İslam olduğunu ispat etme fırsatı ortaya çıkmıştır. Bunlara ek olarak uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, fuhuş, insan ticareti, eşcinsellik vb. tehlikeler, global dünyayı felakete sürükleyen etkenlerdir. Bu yüzden, Müslümanlar olarak elimizdeki bu fırsatı çok iyi değerlendirmemiz gerekmektedir.”

ALİŞ: OSMANLIDAN SONRA BALKANLAR YETİM KALDI

Bulgaristan Başmüftüsü Mustafa Aliş ise konuşmasında Bulgaristan Müslümanlarının Osmanlı’nın ardından Balkanlarda yetim kalan ilk Müslüman topluluklardan olduğunu söyledi. Bulgaristan Müslümanlarının sıkıntılarını anlatan Mustafa Aliş, şöyle konuştu: “Bugün Bulgaristan Müslüman cemaati 1,5 milyon civarında bir nüfustan oluşmaktadır. Bulgaristan’da 1200’ün üzerinde cami, 200 kadar da mescit bulunmaktadır. Bulgaristan’ın genel devlet politikası, Müslümanları büyük şehirlerden tehcir etmek, kırsal kesimlerde yaşayanları da cahil bırakmak şeklindedir. Bu politika sonucunda Müslümanların çoğu köylerde ikamet etmekte ve geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Komünizmin çöküşünden sonra az sayıda da olsa Müslüman, ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Müslümanlara ait vakıf mallarının devlet tarafından iade edilmemesi en önemli sorunlarımızdandır. Müslümanlar kendilerine ait olan sayısız cami ve medreseden faydalanamıyor. Bulgaristan buraları devlet malı ilan etmiştir. Protestan Hıristiyanların -Evangelist, Metodist, Yehova Şahitleri vb.- ülkedeki faaliyetleri çok güçlüdür. Onlar çalışmalarını daha çok Müslüman Çingeneler arasında yürütmektedirler. Bulgaristan’daki Çingene nüfusunun gayrıresmî verilere göre bir milyon olduğu tahmin ediliyor. Bunların çoğunluğu 10 yıl öncesine kadar Müslüman’dı, ancak artık büyük bir ihtimalle pek çoğu Hristiyan oldu.”

Sempozyum yarın Sevda Popović, Zenitsa Eski Müftüsü Halil Mehtiç, Makedonya Merhamet Derneği Başkanı Adnan İsmaili, Makedonya Türk Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (MATÜSITEB) Başkanı Süleyman Baki, Arnavutluk Admeria Derneği Başkanı Tahir Zenelhasani, Kosova AKEA Yardım Derneği Başkanı Hüsamedin Abazi’nin tebliğleriyle devam edecek.

Sempozyum’dan görüntüler için tıklayın

Dündar’dan 11 yaşındaki öğrenciye rüşvet

// Ekim 13th, 2008 // No Comments » // Haber

Uğur Dündar yönetimindeki Star haberde yayınlanan ‘Aktütün’de öğretmen yok okul da yok’ haberinde çocukları para karşılığı konuşturduğu ortaya çıktı.

Doğan Medya Grubu, “Aktütün’de öğretmen olmadığı için eğitim verilmediği” iddialarını sürdürürken, gazete ve TV ekranlarında kullanılan 11 yaşındaki öğrenciye, “Öğretmenimiz yok” demesi için 50 YTL verildiği ortaya çıktı.

Doğan Medya Grubu, usta tahrikçisi Uğur Dündar’ın gündeme getirdiği ancak Milli Eğitim Bakanı’ndan Vali ve Kaymakamına kadar tüm yetkililerin yalanladığı “Aktütün’de öğretmen olmadığı için eğitim verilmediği” iddiasını dün de sürdürürken, 11 yaşındaki öğrencinin bu yönde açıklamalarda bulunmaya parayla razı edildiği ortaya çıktı. Dündar ve ekibi, “Öğretmensiz okulunu anlattı” diye ekranlara taşıdığı ilköğretim 5. sınıf öğrencisi Çiçek Aysal’a “öğretmenimiz yok” demesi için 50 YTL vermiş.

YAKINLARI DOĞRULADI

kullanTerörist baskın sonucu 17 şehit verdiğimiz Hakkari Şemdinli’deki karakolun yakınındaki Aktütün Köyü’nden olan Çiçek Aysal’ın yakınları “para olayı”nı doğruladı. Çiçek Aysal’ın amcası İmran Aysal, “Köyümüzün okulunda öğretmen sıkıntısı yok. Okul Jandarma tarafından 2005′te yapıldı. Bu tarihten bu yana hizmet veriyor. Okulumuzun öğretmeni olmadığı yönündeki iddialar doğru değil. İki öğretmen görev yapıyor. Yeğenime ‘Öğretmenimiz yok’ açıklamasından sonra 50 milyon vermişler. Bu yönde açıklamalarda bulunan diğer öğrenciye de yine 50 milyon vermişler. Bunu bana yeğenim söyledi. Ancak niçin verdiklerini söylememişler. Para verenleri de tanımıyoruz. Muhtemelen televizyoncular verdi bu paraları, bu yönde açıklamalarda bulunmaları için” dedi.

BABAYA 10 MİLYARLIK TEKLİF!

Uğur Dündar ve ekibinin, yalan haberlerini sürdürmek için Çiçek Aysal’ın babası Sami Rahim Aysal’a da para teklif ettiği ortaya çıktı. Baba Aysal’a “Kızının canlı yayına çıkarak bu şekilde konuşmasını sağlarsan sana 10 milyar lira veririz” demişler. Aktütün Köyü Muhtarı Cever Çalışkan, “Öğrencinin Star televizyonundaki ‘öğretmenimiz yok’ açıklamasını görünce şaşırdım. Nasıl böyle der? Okulumuzda eğitim sürüyor, öğretmenimiz var, öğretmenlerden biri hem de bu öğrencimizin akrabasıdır. Aksi yöndeki söylemlerin altında para vardır. Televizyoncular çocuğu ve babasını kandırmış. Bizzat babasından duydum. Bana ‘Kızımı Şemdinli’ye götürüp canlı yayında konuşturacağım, karşılığında bana 100 milyar lira verecekler’ dedi” şeklinde konuştu.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜLÜYOR

Doğan Grubu ve geçmişte birçok yalan habere imza atan Star Tv Haber Grup Başkanı Uğur Dündar’ın bu tavrı eğitimciler tarafından tepkiyle karşılanırken, “terör örgütünün ekmeğine yağ sürülüyor” şeklinde değerlendiriliyor. Eğitimciler “Güneydoğu’da eğitim sorunu olduğu doğrudur. Ancak haberlere konu edilen köy okulunun öğretmeninin olmadığı iddiası tüm yetkililerce defalarca yalanlandı. Buna rağmen, hükümete vurma adına aksi yönde yayın yapmak terör örgütünün ekmeğine yağ sürer” diyor.
İşte ‘yok’ denilen öğretmenler

Doğan Medya Grubu, “Aktütün’de öğretmen olmadığı için eğitim verilmediği” iddiasını dün de sürdürürken, Aktütün İlköğretim Okulu’nda 2 öğretmen bulunduğunu ortaya çıkardık. Aktütün İlköğretim Okulu’nda çekilen bu fotoğraflarda öğrenciler, öğretmenleri Cevdet Arıcı ve Kadir Sönmez ile bir arada görülüyor. Karedeki üçüncü kişi ise, Hakkari İl Milli Eğitim Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı Kemal Seyitoğlu.

Vakit

Neden vergi kaçırıyoruz?

// Ekim 13th, 2008 // No Comments » // Haber

Maliye Bakanlığı’nca yayımlanan bir araştırma vatandaşın vergiye nasıl baktığını gözler önüne serdi. Vatandaş vergi adaletine inanmıyor ve savurganlık yapıldığını düşünüyor.
Maliye Bakanlığınca yayımlanan bir araştırma, her 10 kişiden 9′unun Türkiye’de vergi adaleti olduğuna inanmadığını, yine her 10 kişiden 8′inin devlet harcamalarında savurganlık yapıldığını düşündüğünü ortaya koydu

Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığınca yayımlanan ”Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Vergi Yükümlülerinin Vergiyi Algılama ve Tutum Analizi Araştırması”, vatandaşın vergiye nasıl baktığını gözler önüne serdi.

Araştırmaya göre, Türkiye’de vergi kaçakçılığının en büyük nedeni, ”herkes kaçırıyor, ben de kaçırırım” anlayışının hakim olması. Vergi kaçırmanın en geçerli yolu da, işleri kayıt dışı yürütmek. Vergi oranlarının düşürülmesini isteyen yükümlülerin yarıdan fazlası, oranlar artarsa, vergi kaçıracağını ya da daha fazla vergi ödemek yerine işini yavaşlatacağını veya bırakacağını söylüyor.

VERGİ NEDİR?
Araştırmada vatandaşların yüzde 33,3′ü vergiyi ”kamu hizmetlerinin karşılığı”, yüzde 30,9′u ”zorunlu bir ödeme”, yüzde 18,3′ü ”bir ödev”, yüzde 15,3′ü ”bir yük”, yüzde 2,2’si de ”teşebbüs kabiliyetini engelleyen bir uygulama” olarak tanımlıyor.

Her 4 vatandaştan 3′ü vergilerin ağır olduğunu savunuyor. Yükümlülerin yüzde 22′ine göre vergiler ”çok ağır”, yüzde 54,7’sine göre de ”ağır”. Vergi yükünü ”normal” bulanların oranı yüzde 21,7, ”az” bulanların ise yüzde 1,5.

Vatandaşın yüzde 21,5′i her türlü vergiyi eleştirirken, yüzde 28,1′lik grup gelir vergisinden, yüzde 19,3′lük kesim KDV’den, yüzde 18,3′lük kesim motorlu taşıtlar vergisinden, yüzde 4,1′lik kesim kurumlar, yüzde 4,1′lik kesim de emlak vergisinden şikayet ediyor.

”VERGİ ADALETİ YOK”

Araştırmada yükümlülerin vergi adaletiyle ilgili görüşleri de irdelendi. Buna göre, vatandaşların yüzde 71,3′ü Türkiye’de vergi adaletinin olmadığına inanıyor. ”Vergiler adaletli ama yeterince değil” diyenlerin oranı yüzde 26,9 olarak tespit edilirken, sadece yüzde 1,8′lik grup, Türkiye’de vergi adaleti olduğu görüşünü taşıyor.

-Vergide dikey adalet bulunup bulunmadığı sorusuna ise vatandaşların yüzde 87,3′ü ”hayır” yanıtını veriyor. Vergi adaletinin olduğu görüşünde olanların oranı ise yüzde 12,7′de kalıyor.

-Vergi sisteminin adaletsizliğinin nedeni olarak vatandaşların yüzde 38,3′ü ”devletin bazı kesimleri hala vergilendirmemesi”ni görürken, yüzde 29,8′lik kesim vergi kaçakçılığının yaygın olmasının, yüzde 26,7′lik kesim de vergi kanunlarının yapısının bu sonucu doğurduğunu belirtiyor. Yüzde 5,2′lik grup ise adaletsizliğin nedeni olarak vergi idaresinin yaklaşımını gösteriyor.

-Yükümlülerin ödedikleri vergilerin kamu hizmeti olarak tekrar kendilerine dönüp dönmemesi hakkındaki düşüncelerinin de ölçüldüğü araştırmada, katılımcıların yüzde 51,1′i ödenen vergilerle devletten alınan hizmetler arasında doğru orantılı bir ilişki olmadığını ifade ediyor. Yüzde 36,8′lik grup buna ”zaman zaman” yanıtını verirken, yükümlülerin sadece yüzde 12,1′i ödenen vergilerin kamu hizmeti olarak tekrar kendilerine geri döndüğünü düşünüyor.

SAVURGANLIK VAR
-Araştırmada, vatandaşlara ”Sizce devlet harcamalarında bir savurganlık var mı” sorusu da yöneltildi. Bu soruya yüzde 83′lük kesim, ”Evet, kamu harcamalarında savurganlık var” yanıtını verdi, yüzde 17′lik grup, bunun aksini iddia etti.

-Devletin artan gelir ihtiyacını nasıl karşılaması gerektiği konusunda da vatandaşlar şu görüşleri ortaya koydu: Yüzde 47,8, ”vergi denetimlerini artırmalı”, yüzde 45 ”harcamalarını kısmalı”, yüzde 3,8 ”vergilerini artırmalı veya yeni vergiler koymalı”, yüzde 3,5 ”borçlanmalı”.

VERGİSİNİ TAM ÖDEYEN İFLAS EDER YA DA GELİŞEMEZ

Araştırmada vatandaşların sistemle ilgili diğer düşünceleri de şu şekilde belirlendi:
-Yükümlülerin ancak yüzde 2,9′u, ”TÜrkiye’de herkesin vergisini tam olarak ödediğine” inanıyor. Yüzde 97,1′lik kesim, bunun tam aksini düşünüyor.

-Herkesin vergisini tam olarak ödememesinin yükümlüleri hangi davranışa yönelttiği sorusu da şu şekilde yanıtlanıyor:

Yüzde 49,6 ”herkesi vergi kaçırmaya itiyor”, yüzde 41,7 ”vergi ödeme şevkini kırıyor”, yüzde 4,6 ”daha çok vergi ödemeye sevk ediyor”, yüzde 4,1 ”olumlu ya da olumsuz bir etkisi bulunmuyor”

-”Günümüz şartlarında vergisini tam olarak ödeyen bir vergi yükümlüsünün durumu ne olur” sorusuna yükümlülerin yarısı, ”vergisini tam ödeyen ekonomik açıdan gelişemez ya da iflas eder” yanıtını verdi.

Araştırmaya göre, verginin tam olarak ödenmesi durumunda yüzde 34,5′lik grup ”ekonomik gelişimin sağlanamayacağı”, yüzde 28′lik grup ”önemli bir şey olmayacağı”, yüzde 14,6′lık grup ‘’saygınlığın artacağını”, yüzde 8,8′lik grup ”mutlu olacağını” söylüyor. Buna karşılık, yüzde 14′lük grup da vergisini tam olarak ödeyenlerin ”birkaç yıl içinde iflas etmeye mahkum olduğu” görüşünü taşıyor.

-TÜrkiye’de vergilerin tam olarak ödenmemesinin en önemli nedeni ”vergi oranlarının yüksek olması”. Yükümlülerin yüzde 45′i böyle düşünüyor. Bunu yüzde 30,4′lük oran ile ”vergi bilinci ve vergi ahlakının yeterince yerleşmemesi”, yüzde 12,8 ile”gerekli vergi reformlarının yapılmaması”, yüzde 6,8 ile ”devletin, verginin gerekliliğini kamuoyuna anlatamaması”, yüzde 4,3 ile de ”biçimsel yükümlülüklerin fazlalığı” izliyor.

-İşletmelerin incelemeden geçme sıklığı: Yükümlülerin yüzde 14,1′i bir defa da olsa vergi incelemesine tabi tutulmuş. Yüzde 22,5′i 1 ile 5 arasında incelemeye alınmış. Yüzde 8,1′i 5 defadan fazla incelenmiş. Hiç incelemeye tabi tutulmamışların oranı yüzde 18,6.

VERGİ ORANLARINDA İNDİRİM İSTENİYOR

-Vatandaş, vergi kaçakçılığının azaltılması için vergi oranlarının düşürülmesini talep ediyor. Vatandaşın yüzde 50,8′ine göre, ”vergi oranlarının indirilmesi, vergi kaçakçılığını azaltacak.” Yüzde 19,3′üne göre oranlardaki bir indirim, ”vergi gelirlerini artıracak”, yüzde 18,1′ine göre ”vergi tabanını genişletecek”, yüzde 11,8′ine göre de ”vergi gelirlerini azaltacak.”

-”Vergi oranlarının arttırılmasına mükellefler ne tepki verecek?” Yüzde 37′lik grup vergi oranlarının yükseltilmesi halinde, harcamalarını kısma yoluna gideceğini beyan ederken, yüzde 34,5′i ”eski vergi seviyemi korumak için vergiden kaçınmanın yollarını ararım” diyor. Yüzde 19,4′lük kesim de, daha fazla vergi ödemektense, işini yavaşlatacağını veya bırakacağını söylüyor. Yüzde 9,2′lik grup ise daha fazla vergi ödeyecek olmanın, kendisini daha fazla çalışmaya teşvik edeceğini belirtiyor.

-Yükümlülerin önce desteklemiş oldukları bir iktidardan, sadece vergileri artırdığı için bir sonraki seçimde desteğini çekip çekmeyeceği durumuna: Yüzde 62,6′lık kesim buna ”hayır”, yüzde 37,4 ise ”evet” yanıtını veriyor.

HERKES KAÇIRIYOR, BEN DE KAÇIRIRIM
-Vergi kaçakçılığının nedenleri: Türkiye’deki vergi kaçakçılığının 1 numaralı nedeni, ”Herkes kaçırıyor, ben de kaçırıyorum” mantığının yaygın olması. Yükümlülerin yüzde 24,7’si bu görüşü taşıyor. Yüzde 24,5′lik kesim, kaçağın fazla olmasının vergi idaresinin ve denetimlerin yetersizliğinden, yüzde 15,6′lık kesim, kanunların vergi kaçırmaya müsait olmasından, yüzde 13,4′lük kesim mükelleflerde vergi bilincinin yerleşmemiş olmasından, yüzde 5′lik kesim de kanunların sık sık değişmesinden kaynaklandığı inancında.

-Vergi kaçırma yolları: Türkiye’de vergi kaçırırken en fazla başvurulan yöntem kayıt dışılık. Mükelleflerin yüzde 53,9′u, vergi doğuracak ticari işlemleri, kayıtlara geçirmeyerek vergi kaçırıyor. Yüzde 21,6′lık grup, naylon fatura, yüzde 18,9′luk grup da evrakta sahtekarlık yaparak, vergiden kaçınıyor. Yüzde 5,6′lık yükümlü grubu ise vergi kaçırmak için defter ve belgeleri yok ediyor.

BAŞKASINI HOŞ KARŞILAMAM AMA…

-Yükümlülerin vergi kaçıran diğer yükümlüler hakkındaki görüşleri: Yüzde 54,9′luk kesim, vergi kaçıranları hoş karşılamıyor, yüzde 17,7′lik kesim tepki gösteriyor. Buna karşılık yüzde 15,5′luk grup zorunlu olduğu için bunun yapıldığını düşünürken, yüzde 8,4′lük kesim, vergi kaçıranı ”kurnaz bir tacir olarak değerlendirdiğini” ifade ediyor. Yüzde 3,4′lük kesim de vergi kaçırmayı normal bir davranış olarak niteliyor.

-Vergi kaçıranlara ne ceza verilmeli? Yükümlülerin yüzde 38,6’sına göre vergi kaçıranlara para cezası, yüzde 12,9′una göre de hapis cezası verilmeli. Yüzde 16,9′luk kesim, vergi kaçıranların ticaretten men edilmesini önerirken, yüzde 12,5′luk kesim bunlara iş yeri kapatma, yüzde 14,4′lük kesim teşhir cezası uygulanmasını istiyor. Yüzde 4,7 ise vergi kaçırmanın bir cezası olmaması gerektiğini vurguluyor.

-Vergi aflarını isteyen çok az: Vatandaşların yüzde 44,9′u vergi aflarının, dürüst mükellefi cezalandırdığına inanıyor. Yüzde 25,6′ya göre vergi afları vergi adaletini bozuyor, yüzde 10,1′lik gruba göre devlete güveni sarsıyor. Yüzde 6′lık kesim afların olumlu ya da olumsuz etkisi olmadığını ileri sürerken, affı çok yararlı bulanların oranı yüzde 13,5′te kalıyor.

-Ekonomik krizler vergi ödemelerini olumsuz etkiliyor: Bu görüşte olanların oranı yüzde 78,5′i bulurken, aksini düşünenlerin oranı yüzde 21,5 olarak tespit ediliyor.

-Yükümlülerin genel olarak vergi idaresine yaklaşımı: Her 3 yükümlüden ikisi vergi idaresine olumsuz bakıyor.

AA