Koçi Bey Risalesi
// Ekim 18th, 2009 // İktibas
Çağın anlam ve önemine binaen, Koçi Bey Risalesi;
DEVLET DÜZENİNE AİT İLK AÇIKLAMA
Osmanlı Hanedanı içerisindeki hayırsever bilginler emre hazır olup, dünya ahvalinin bu çeşit değişmesi, dövüş ve kavganın, fitne ve fesadın bu derece aşırı olmasının sebeplerini düşünüp bunun çarelerini Sultanımıza sunmak için fırsatlar ararlardı. Hasbelkader bilgisi olan bu fakir kulunuzda bu uzun layihayı size (Padişahımıza) arzetmekte acele ettim ki Alemin bozukluğu ve insanların halinin değişmesinin sebebinin ne olduğunu Allah’ın yardımı ile ne suretle düzeleceğini kısaca padişahımızın malumu olup gittikçe daha güzel eserler meydana getirmesini Cenabı Hak’tan niyaz ederim.
Devlet düzeninin, memleket ve millet düzeninin çaresi Muhammed şeriatına bağlanmak ve sonra da bütün halkın durumuyla ilgilenmek, din bilginleri, gaziler ve her sınıfın iyilerine riayet kötülerine de hakaretler reva görülsün.
PADİŞAH VE YÖNETİCİLERİN YAKIN ÇEVRESİNİN DURUMU
Sultan Süleyman Han’a gelinceye kadar padişahların Divana katılır ve memleketin, milletin, hazine, para ve tüm büyük ve küçük işlerle ilgilenirlerdi. Fakat Seferi Hümayun lari sırasında halktan şikayetleri dinlerdi. Divana katılmaması da memleket işleriyle fazla meşgul olmasından kaynaklanmakta olsa gerek.
Eskiden padişah yakınları fikir sahibi iyilik düşünen akıllı kişiler idi. Saray halkından gerek içerde gerek dışarıda hiç kimse devlet-i aliyye işlerine karışmazdı. Eskiden vezirler, beylerbeyi, sancakbeyi ve özengi olanların hizmetlerinde satın alınmış köleleri vardı. Şimdi ise bunlar reayadan yakın çevresini almışta bunlarda devlete vergi ödememekte hatta bunların çocuklarıda vergiden muaf tutulmaktaydı. Bunun sonucunda zeamet ve tımar erbabı zarara girmekteydi.
KAPIKULU VE TIMAR TEŞKİLATI
Eskiden Behiroğlanları ve reaya taifesinin tımar istemeleri küfürle beraberdi. Yeniçerilerde devşirmeden olup başka taifeden olmaları yasaktı. Kapıkulu kapıda, tımar erbabı da tımarında oturur başka işler yapmazlardı. Bunlar bulundukları yerleri korurlar emekli dahi olmazlardı. Kuvvetli ve kudretli olmayanlar emekli edilir ve sonra emeklilik ile ihsan olunurdu. Evladı olunca birkaç nefer ihtiyar şahitlik eder bu çocuk ocağın birine teslim edilirdi.
Eskiden yeniçeri, kethüdası, çavuşlar yedişer, sekizer yıl makamlarında kalıp sebepsiz yere azlolunmaz ve her biri vazifesinde uzun müddet kalırdı. Her tımarlı istihkakına göre tımar ve zeamet ihsan olunurdu.
Reaya ata binip, kılıç kuşanmaya alışınca geri dönmek istemez, boşta da kalınca dağa çıkıp eşkıya olur. Eskiden askerliğe iltimasla asker alınmaz Seferi Hümayun olunca 800 ve 1000 er kıta şeklinde işi bilen mükemmel ordular mertlikleri sayesinde büyük zaferler kazanırlardı.
Eskiden divan katipleri, eli kalem tutan yazı erbabı, ….. , maharetli etraftaki hükümdarlara mektup yazmaya muktedir kimselerdi. Maliye katipleri, bilgili, şuurlu, sadık ve doğru olurlardı. Bunlar hükümdarlar yanında elçilik yapmış kudretli kimselerdi.
Eskiden padişah hareminde Arnavut ve Bosna devşirmeleri olur, bunlar saraya uzun süre hizmet edip, gerektiğinde şirin canlarını feda ederlerdi.
İLMİYE RİCALİ
Devletin ve şeriatın devamı bilgi iledir ve bilginin devamı bilginledir. Yüce atalarımız zamanında bilgiye ve bilginlere olan hürmet hiçbir zaman görülmemiştir. Bilginlerin hallerinin düzenli olması, din ve devletin en önemli hususlarındandır. Bu dönemde alimlerin durumu gayet bozuk ve karmaşıktır ve halleri perişandır.
Eskiden hiyerarşik düzene uyulur, fetva makamındakiler bir kere göreve gelirlerse artık azlolunmazlardı. Çünkü fetva makamı aziz, şerefli ve ilmiye mansıblarının seçmesidir. Onun itibarı başkasına benzemez. Azl ve tayin kabul etmez. Her bilgin o makama layık görülmez. Ebusuud Efendi buna en büyük örnektir.
LİYAKATA GÖRE SARAY VE ORDUYA ADAM ALMA
Sultan Murad Han ve Sultan Mehmet Han zamanlarında sipahi taifesi ve devle vükelası Ferhad Paşa, Nasuh Paşa ve Mehmet Paşa gibi nice mert, sadık vezirleri istemezük diye gereksiz yere padişaha katlettirdiler.
Hünkar dirliğine sahip olanlar vükela kapısına gelir oldular. Eskiden vükelanın kulları satın alınmış kölelerken şimdi çevresinden alınır oldu. Harem-i Hümayuna Türk ve Yörük, Çingene, Yahudi, dinsiz, mezhepsiz nice sarhoş ve ayyaş şehir oğlanları girer oldu. Bundan sonra bir tedbir alınmazsa tımar ve zeamet erbaplarına verilmezse bu derme çatma asker ile din ve devlete layık bir hizmet görülmez. Bir iş tamamlanmaz.
TIMARIN TEVCİİ
İleri gelenler ve vükela, boşalan yerleri adamlarına ve akrabalarına verip İslam memleketlerinde olan Tımar ve zeametin seçmelerini şer’i şerifte ve yüksek kanuna aykırı olarak kimini paşmaklık yaparak, kimini padişah hasına katarak, kimini mülk olarak, kimini vakıf olarak, kimini emekilik olarak verip, bütün zeamet ve tımar ileri gelenlerin yemliği oldu.
Şimdi açılan zeamet ve tımarlıları İstanbul’dan Vezir-i Azam vermektedir. Çünkü beylerbeyiler ehliyetsiz kimselere verdikleri vakit, ehliyeti olanlar Divan-ı Hümayun’a gelip şikayet ederlerdi. Fakat Vezir-i azamlar ehliyetsizlere verilince hak sahiplerinin şikayet edeceği bir kurum kalmadı.
ULEMANIN LİYAKATSİZLİĞİ VE AZL KORKUSU
Bugün ilim ricali fevkalade bozulmuştur. Eski kanun işlemez olmuştur. Evvelce bir zat ilim öğrenmek isterse bilginlerden birisi onu alır böylece mahreç dersi okutur istidadını ve kabiliyetini gördükten sonra müderrislerden birinin yanına gönderirdi. Ondan ötekine böyle böyle uzun müddet sonra istediği yere gelir, yolu ve sırası gelince mülazım olup, ruznemçe-i hümayuna adı yazılırdı. 1594 tarihinden beri düzen bozuldu. Sunullah Efendi birkaç defa yersiz olarak azlolundu. Kazaskerler sık sık azlolunma korkusuyla devlet büyüklerine karşı dalkavukluk yapmaya mecbur kaldılar. Padişahın huzurunda halk sözü söyleyemez oldular. Ama dininde sağlam olan Müslüman bundan korkmazdı. Sunullah Efendi de bunlardan biridir. Hatırla iş başına geçenler memuriyetlerinin çoğunu rüşvet ve ehliyetsizlere verdiler.
YÖNETİMLERİN BOZULMASI VE ULUFELİ ASKER SAYISININ ARTMASI
909 (1503) senesinde Sultan Mehmet Han’ın düğünleri olup, padişahın düğünü tamamlandığı vakit halkı eğlendiren taifeye ihsanda bulunmak lazım gelince hepsi yeniçerilik istedi, padişahta buna müsaade buyurdu. Velhasıl eski zamanlarda İslam askeri az, öz, temiz ve disiplinli iken her ne tarafa yönelse Allah’ın emriyle fetih ve zafer görünüp, İslam’ın şevketi ilerlemekte idi.
Bunun yanında Ulufeli asker sayısı artınca, masraf fazla olunca, ziyadesiyle vergi de arttı. Vergi artınca reayaya zulüm ziyade olup, alem harap olmuştur. Bu dönemde reaya fukarasına olan zulüm hiçbir dönemde olmamıştır. Zulüm görenin ahı hânümanlar harap eder, Zavallıların gözyaşı dünyayı fenalığa boğar.
CELALİ İSYANLARI
Evvelce Anadolu vilayetlerinde celali eşkıyası birçok ilde nice memleketleri harap ettiler, köy ve kasabaları yağmaladılar. Hatta eski hükümet merkezi Bursa dahi yağmalandı, nice mahaller ateşe verildi. Bunun üzerine kötülükleri defetmek için boğazlara kaleler yapıp İstanbul etrafını muhafaza etmek lazım geldi. Bunun yanında Bağdat ve Yemen elden çıktı. Buradaki İmam-ı Azam türbesine nice ihanetler yapıldı.
Osmanlı saltanatının gücü askerle, askerin gücü, hazineyle, hazinenin gücü, reayayla, buda adaletle mümkündür.
Velhasıl otuz kırk adamın hatırını hoş etmek için devletin bozulup karışmasına yüce padişahımız izin vermeye, eğer izin verilirse düşmandan intikam alınmaz, eşkıya inzibat altına girmez, reaya zalimlerin elinden kurtulmaz.
VAKIF SİSTEMİNİN BOZULMASI
Mübarek şeriata aykırı bazı temlikler ve vakıflar vardır. Bunlar araştırılırsa hazineyi zarara yönelttiği anlaşılır. Hazineye sarf olunan ürünler, gazilerin ve düşmanla dövüşenlerin hakkıdır. Eskiden gazi beyler, beylerbeyiler, nice memleketler, devlete layık nice hizmetlerde bulunur. Ulu hakanlarda bunun karşılığında kendilerine bazı köy ve tarlaları verirlerdi. Onlarda padişahın izniyle bütün Müslümanlara faydalı hayırlar ve güzel işler yapıp, camiler ve ibadethaneler, tekkeler yapardı. Bu gibi işlere vakfederlerdi. İşte bütün bu tür yapılan vakıflardan başkası meşru değildir.
RÜŞVET
Memleketteki karışıklığa, fitne ve fesada rüşvet şeytanı neden olmuştur devlet hizmetinde görevli olan cebecilerin hizmetkârları satın alınmış kullar olsun, sadrazam ehil olan kişiden seçilsin, ilmiye sınıfına cahiller alınmasın ve bu sınıfın içindeki cahiller atılsın. Müteferrikalar her kalemle mektup yazabilen kişiler olsun. İstanbul’dan hiçbir dirlik verilmesin. Enderun ve Birun halkından saltanat işine kimse karışmasın. Eğer padişah mensupları layıkına ihsan olunur, zeamet ve tımar dikkat ve ihtimam üzere zapt olunursa, rüşvet verenlerin verecekleri yer kalmaz. Bilhassa “Rüşvet veren ve alana Allah lanet etsin” buyrulmuştur. Bütün dünya halkının beklediği budur.
KANUNİ DÖNEMİNDEKİ BOZULMALAR
Sultan Süleyman zamanında âlemin ihlaline sebep olan sebepler şunlardır.
* Bizzat Divanda bulunmayı kaldırdı. Bunun üzerine kılıç erbabı değil beylerbeyiler bile padişah tarafından tanınmaz oldu.
* Has haremleri hademelerinden silahtarı olan İbrahim Paşayı, birdenbire Vezir-i Azam yaptı eski kaideye riayet etmedi. Bunun üzerine her padişah hususi kullarını seçip az zamanda Vezir-i Azam yaptı. Bunlarda padişahın iltifatına mağrur olarak bilgili kimselere sormaya tenezzül etmediler.
* Hürmete değer kızları Mihri mah Sultan’ı Rüstem Paşa’ya verip Vezir-i Azam yaptı. Fevkalade gözde olduğundan birçok köyler ona mülk olarak verildi. Bunlar bir padişaha hazine olmaya yeterdi. Bu yerlerde birçok hayırlar yapıp evlatlarına vakfeyleydiler. Her sene o vakıflardan evlatlarına yük yük akçe gelir. Bu çeşit sultanların vefatında hasları miriye sonra gelenler vakfedilemeye başlandı. Şeriata aykırı olarak hazineye ait olan bu haslar kayıp ve telef oldular. Sevap yapalım derken günaha girdiler.
* Padişah hasları ve mukataaların Rüstem Paşa çalıştığını göstermek için iltizama verdi. İltizamı namuslu eminler kabul etmediğinden, namussuz fasıl, Yahudi eminler eline girerek padişah hası olan köylerin mahvolmasına sebep oldu.
* Sulatan Süleyman Han askerin kuvvetini, hazinenin zenginliğini görüp, süs ve şöhreti artırdı. Vezirlerde ona uyunca bütün halk süs ve şöhrete düştü. Zamanla askerlerin, makam sahiplerinin kendilerine yetmeyince zulüm ve tecavüze başladılar. Âlem harap oldu.
* Rüstem Paşa’nın damadı Ahmet Paşa daha sonra Vezir-i Azam oldu. İlk vezir olduğunda ihtişam göstergesi iki kürkü vardı. 4–5 yüz satın alınmış kulu vardı. Ona göre cephanesi vardı. Şimdi ise yüksek makam sahipleri elde ettikleri paraları evlere, bağlara, köşklere, samur kürklere ve süse verirler. Lazım gelse iki hizmetkâr ile sefere çıkmazlar.“Şöhret afettir demişler, hakikaten büyük afettir.”
Benim kıymetli padişahım, bütün kullarınızı bütün beylerbeyi kullarınızı adları ile bilin, hatta sancak beylerini ocak ağalarını, sekbanbaşını kimdir, kethüda bey zağarcı başı, samsuncu başı, turnacı başı, başçavuş, haseki, deveci başı kimdir. Bunlar on altı ağadır. Birer birer yeniçeri ağasından sorun. Önce yeniçeri ağasına buyurun. Sekbanbaşı nasıldır, iyi midir? Zağarcı başı nasıldır? Bunları bilmeniz memleketin saadeti için zaruridir.
Bunun yanında para basmaya gelince (sikke kesmek) bir kuruş: dokuz buçuk dirhemdir. Bir dirhem on akçe olmak üzere kesilse, bir kuruş doksan beş akçe olur, bir dirhem on iki akçe olmak üzere kesilse akçe gayet ufak olur. Şimdi ise kuruş yüz yirmi beş akçeye geçer. Şimdi akçe kıpkızıl mangıra benzer. Eğer para düzeltilmezse reaya ve kullarınıza ulufe olarak verilmek güçtür. Bu husus, üzerinde durulması gereken bir konudur. Devlet hazinesinin gelirleri konusunda beylerbeylerine de gerektiği gibi doğru şekilde hattı-ı hümayun yazılsın dürüst olan Beylerbeyilerine taltiflerde bulunulsun olmayanlar da korkutulsun.
Derleme: Süleyman UYGUN
Leave a Reply
Additional comments powered by BackType





